Seyir Defteri adlı bu eserin oluşturulmasından yaklaşık beş yıl önce, 29 Haziran 2019 tarihinde ilk genel kurulunu yaparak çalışmalarına başlamış olan Ankara Kent Konseyi aradan geçen sürede demokratik katılım açısından şaşırtıcı bir yörüngede ilerledi. Mevzuat gereği kent konseyi genel kuruluna katılma hakkı bulunan üniversiteler, valilik, muhtarlar, siyasi partiler, dernekler ve vakıflar, sendikalar, meslek odaları ve esnaf odalarının sayısı artarak 3.100’ü geçti ve bu durum Ankara Kent Konseyi’ni üye sayısı bakımından Türkiye’nin en büyük kent konseyi konumuna taşıdı. İlk bir yıllık sürede kuruluş ve kurumsallaşma aşamasını büyük ölçüde tamamlayan Ankara Kent Konseyi, daha sonraki iki yılda katılımcılık kültürü oluşturma ve büyüme sürecini yaşadı.
Bunun sonucunda 10 Temmuz 2021 tarihinde yapılan ikinci seçimli genel kuruldan bu yana Kent Konseyi 35 üyeli bir yürütme kurulu, 40 üyeli bir danışma kurulu ile 3 üyeli bir onur kurulu ile katılımcılık faaliyetlerini sürdürüyor. Genel Kurulda belirlenmiş üyelerin temsili dışında tüm Ankaralılara, uzmanlara ve her tür birikim sahibine kapılarını açan Kent Konseyinin çalışma grupları ve meclislerinde yaklaşık 5000 kadar gönüllü Ankaralı da çeşitli çalışmalar yaparak Başkent Ankara’nın geleceğine katkıda bulunuyorlar. Başkent Ankara’da kent konseyinin gelişim sürecinin dinamizmi sadece Ankara’da değil tüm Türkiye’de ve uluslararası çevrelerde de dikkatle izleniyor. Pek çok durumda söylendiği gibi Başkent Ankara artık kent konseyleri konusunda da öncü ve örnek bir rol üstlenmektedir.
Bu beş yıllık sürenin sonunda, etkileri hala hissedilen Covid-19 Pandemisi ile birlikte uluslararası düzeydeki savaş ve çatışmalar, Kahramanmaraş Depremi ve ekonomik buhran koşulları Başkent Ankara’da kentsel yaşamda dayanışma ve güven temelli bir akılcılığa olan ihtiyacı daha da arttırdı. Bu zor koşullar altında Kent Konseyinin kuruluş ilkeleri doğrultusunda bir araya gelen bileşenler birbirlerini daha iyi tanıdıkları, katılımcı bir kültürün oluşumu için gerekli koşulların sağlanmaya başladığı, gündelik yaşamın daha iyi izlendiği ve kentteki sorunlara yönelik politika tartışmalarının derinleştiği bir “güven eko-sistemi”ni inşa ettiler. İlk günden bu yana ifade edilen “yatay örgütlenme” ve “hiyerarşisiz katılımcılık” kavramlarının davranışsal ve kültürel karşılıklarının daha iyi anlaşılması ile birlikte kent konseyi de öğrenen bir kurumsal ağa dönüştü.
Bu öğrenme süreci, İlk bir yılın heyecanı ile başarılanların yanı sıra kentteki farklı aktörler arasındaki kimi zaman çatışmaya kimi zaman uyuma dayalı ilişkilerin katılımcı pratikler üzerindeki etkilerini anlamak için de çok önemliydi. Kuşkusuz, kent konseylerinin kuruluş gerekçeleri olan sürdürülebilir kalkınma, hemşeri hukuku, kentsel haklar ve iyi yönetişim kavramlarının çerçevesinden bakıldığında, uzun süreli bir katılımcılık deneyimi içerisinde ortaya çıkması olağan başarıların yanı sıra hayal kırıklıklarının, sonuçsuz kalan çabaların ya da çeşitli engellere takılan öngörülerin ve olacağı görüldü. Bunların her birinin katılımcılığa dahil olduğu ve fakat her şeye rağmen katılımcı sürecin sağladığı paylaşım ve müzakere platformunun sürekliliğinin önemi anlaşıldı.
Günün sonunda, Ankara Kent Konseyi’nin belki de bu beş yılın sonundaki en önemli başarısı, kentte ve kentlilerde kent konseyinin iyi bir şey ve bir gereksinim olduğu şeklindeki algıyı oluşturması olacaktır. Öyle ki başlangıçta bir
Demokrasi seyirlik bir spor değil, katıldığımız bir faaliyettir. Eğer katılım göstermezsek demokrasi olmaktan çıkar.
şekilde karşıt görüşler ve duruşlar sergileyen pek çok kurumsal yapı ve kişi bu sürecin sonunda bir şekilde Ankara Kent Konseyi’nde başlatılan katılımcı etkinliklere bir şekilde dahil oldu.
Aslında daha geniş bir plandan bakıldığında Ankara Kent Konseyi deneyiminin Türkiye’nin siyasal gelişim ve değişim sürecinde belli bir yere oturduğu görülebilir. 2019 yerel seçimlerinden sonra, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere muhalefetin kazandığı büyükşehir belediyelerinde temel bir yapısal sorun olduğu görülüyordu. Belediye başkanı muhalefet partisinden olmasına rağmen, seçilmiş belediye meclisleri ağırlıklı olarak iktidar partisinin oluşturduğu ittifaka mensuptu. Seçim öncesindeki merkezi idarenin ve belediye meclisinin desteğinin alamayan belediye başkanlarının “topal ördek” olacağı tartışmaları fiili olarak bu belediye meclislerinde ciddi bir kutuplaşmanın dışında bir müzakere alanının açılamayacağını göstermekteydi.
Nitekim geçen beş yıllık zaman diliminde özellikle İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Meclislerindeki tartışmalar bu yargıyı doğruladı. Bu meclislerde büyükşehirlerin temel yapısal sorunlarına ve krizlerine ilişkin neredeyse hiçbir konu hakkıyla ve ciddi bir müzakere sürecine konu edilemedi. İşte böyle bir ortamda, seçilmiş belediye başkanı ve birlikte çalıştığı bürokrasisinin kentteki sivil toplum alanıyla Michael Moore etkileşim içerisine girebilmesinin bir aracı olarak farklı mekanizmalar ortaya çıktı. Bunların başında da kent konseyleri gelmektedir. Bu önsözde yeri geldiği için tarihe kayıt düşmek adına ifade etmem gerekirse, Başkent Ankara’da bir kent konseyi kurulmasının gerekliliği fikrini ilk ortaya atan kişi olduğumu da söylemem yerinde olacaktır.
Burada kent konseylerinin farklı kentlerde farklı biçimler aldığını, İstanbul’da kent konseyi sürecinin daha teknik bir yapı olan İstanbul Planlama Ajansı (İPA) ile birlikte yürüdüğü, Adana, Mersin ve Antalya gibi büyükşehirlerde ise, daha çok kamu kurumu niteliğinde meslek odalarının baskın olduğu bir faaliyet alanının ortaya çıktığı görüldü. Burada en ilginç olan gelişmenin ise Başkent Ankara’da kurulan kent konseyinde görüldüğü söylenebilir. Yirmi beş yıla yakın bir süre eski belediye başkanının neredeyse anti-katılımcılık olarak adlandırılabilecek yönetim tarzı altında dramatik bir dönüşümden geçen, Başkentlik kimliği ve öyküsü ötekileştirilen Ankara’da kent konseyi bir tampon mekanizma olmanın çok ötesine geçerek, Ankara’nın eğitim düzeyi ve entelektüel kapasitesi yüksek sivil toplumunun tüm beklentilerini karşılayabilecek bir özne ve bir etkileşim alanı niteliği kazandı. Nitekim, bugün itibariyle Ankara Kent Konseyi, resmi olarak Türkiye’nin en yaygın katılımlı kent konseyi konumuna yükselmiştir. Ayrıca Ankara Kent Konseyi demokratik katılıma ilişkin uluslararası platformlarda en fazla tanınan ve aldığı ödüllerle katkıları kayda geçen Türkiye’nin ilk kent konseyi olarak de literatüre geçmiştir.
Büyükşehirlerde kent konseylerinin etkin bir yapıyla yeniden kurulması, kent konseylerinin daha görünür hale gelmesini sağlamakla kalmamış, aynı zamanda kent konseylerinin işleyişine ilişkin yenilikçi bazı yöntemlerin uygulanmasına da alan açmıştır. Bir anlamda, 2019 sonrası kent konseylerinin yeniden araçsallaştırılmasında daha önceki dönemlerde yaşanan deneyimlerden çıkarılan dersler de etkili olmuştur denilebilir. Bu yöntemlerin dillendirilmesinde ve denenmesinde de yine en öncü kent konseyi yönetiminin Ankara’da olduğunu belirtmek gerekir. Örneğin, kent konseylerinin güncel siyasetle mesafesine daha titiz şekilde yaklaşılmış, o güne kadar bir araya çok fazla gelmemiş sivil toplum unsurlarının bir araya gelebilmesi için kolaylaştırıcılık yöntemleri kullanılmış, kentsel estetikten bütçe kullanımına, engellilerden gençlere kadar pek çok konuda farkındalık yaratabilmek için faaliyetlerde bulunulmuştur. Bir şekilde kent konseyleri güncel siyasal tartışmaların dışında kalarak çok fazla sahip çıkılmayan yerel politika yapma için yeni ve verimli bir alan açmıştır. Aslında bu alan, dikkatli bir göz için Sn. Ekrem İmamoğlu ve Sn. Mansur Yavaş’ın bu kadar hızlı refleksler gösterebilmesinin arka planındaki kapasite olarak fark edilebilmektedir. Hantal belediye bürokrasisinin dışında kentle ve kentsel sorunlarla ilişkilenebilmenin bu yenilikçi kapasitesinden yararlanılması siyasal örgütlerin dışında yeni bir toplumsal etki alanı da oluşturmaktadır.
Önceki dönemlerden farklı olarak bu kent konseylerinin çok geniş bir yelpazede kentsel sorunlarla ilişkilendiği görülmektedir. Bunu yaparken de yaygın kurumsal ilişkilerin oluşturulması, lobicilik, iletişim araçlarının etkin kullanımı gibi yaklaşımlarla güncel siyasal ayrımlardan bilinçli olarak uzak duran, ancak yerel politika öncelikleri etrafından çok farklı grupları bir araya getirebilen bir anlayış geliştirilmiştir. Özellikle alınan tavsiye kararlarının pek çoğunun siyaseten doğru konularda oluşturulması sonucunda bu kararların belediye meclislerinde de çoğunlukla oy birliği ile kabul edildiği görülmektedir.
Örneğin, Ankara Kent Konseyi’nin aldığı iklim eylem planı oluşturulması ya da Cumhuriyetin 100. Yıl dönümlerinin kutlanması konularındaki tavsiye kararları, başka pek çok konuda yoğun tartışmaların yaşandığı Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinde oy birliği ile kabul edilmiştir. Ancak bu tür örnekler kent konseylerinin politika önceliklerinin belirlenmesinde etkisinin arttığını ya da bu konuda tam olarak ciddiye alındığını da göstermemektedir. Çünkü alınan bu kararlar siyaseten doğru olduğu için itiraz edilmemekte, ancak sonrasında uygulamada tam bir karşılık da bulamamaktadır. Benzer şekilde müktesebatı geçmişe dayanan ve kentin tümünü ilgilendiren, merkezi idare ve yerel yönetim karşıtlıkları, kente karşı suçlar, imar planları, ulaşım ve altyapı sorunları gibi konularda yaşanan tartışmalarda muhalefet belediyelerinin belli bir tavır ortaya koymaması sonucunda kent konseylerinin de taraf olmaya itildiği; ancak bunda da tam olarak başarılı olamayabildiği söylenebilir. Yine de farklı toplum kesimlerinin bir araya ön yargısız gelebilmesini sağlayabildikleri için kent konseylerinin farklı konularda iş birlikleri ve karşılaşmalara temel oluşturduğu ve uzun vadede kentsel sorunlara karşı yeni ittifakların kapısını araladığı düşünülebilir.
Öte yandan, özellikle muhalefet belediyelerinin vaat ettikleri şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılım süreçlerinde bu dönem kent konseylerinin oldukça etkin bir alan buldukları izlenmiştir. Ankara Kent Konseyi Başkentte mekânsal düzenlemelerde kalitenin artması, katılımcı mekanların tasarlanması için mimarlık yarışmalarının düzenlenmesine katkıda bulunmuş, kentsel imge ve belleğin korunması ve geliştirilmesi için kamusal sanatı desteklemiştir. Ayrıca, gençlerin, engellilerin, kırsal nüfusun, kadınların çevresel ve kentsel sorunlarının toplumsal alanda seslendirilmesi için önemli çalışmalar yapılmıştır. Örneğin, üniversite öğrencilerine “Üniversite Ankara’da okunur” kampanyası ile belediye tarafından barınma olanağı sağlanması Ankara Kent Konseyi tarafından başlatılan bir kampanya ile tetiklenmiştir. Her ne kadar biçimsel olarak kent konseyi yapısına ilişkin çeşitli eleştiriler ve tartışmalar devam etse de bu başarılanlar kentte katılımcılığın geliştirilmesi adına önemli mesafelerdir.
Bütün bunların yanında özellikle Covid-19 Pandemisi, orman yangınları, seller ve 6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri sonrasında dayanışma süreçlerinin geliştirilmesinde kent konseylerinin üst düzey bir dayanışmayı örgütleyebildiği görülmüştür. Bu tür krizlerin öncesinde kent konseylerinin belli bir meşruiyet alanı oluşturması, kriz anında ve sonrasında da dayanışmanın temelini oluşturacak bir güven ekosisteminin oluşmasına katkıda bulunmuştur. Merkezi idarenin otoriter yaklaşımları karşısında muhalefet belediyelerinin pek çok yenilikçi uygulamasının temelinde kent konseylerinin oluşturduğu bu güven duygusu bulunmaktadır. Örneğin pandemi döneminde merkezi idarenin yerel yönetimlerin bağış toplamasını yasaklaması sonrasında başlatılan internet temelli karşılıklı yardım pratikleri, Ankara’daki veresiye defterlerinin hayırseverler tarafından kapatılması, moto kuryelerin 65 yaş üstü sokağa çıkamayan vatandaşların ihtiyaçlarını karşılaması, pandemi konusunda eylem planlarının oluşturulması ve farkındalık kampanyalarının yürütülmesi, deprem sonrasında bölgeye yardımların gönderilmesi ve göç etmek durumunda kalan depremzedelere yaygın destek sağlanması gibi uygulamalarda görüleceği üzere kent konseyleri en başarılı çalışmalarını bu dayanışma süreçlerinde göstermişlerdir.
Aslında bu örneklerdeki başarı en temelde kent konseylerinin insani etkileşim konusunda açtıkları yeni bir mecrayla yakından ilişkili görülebilir. Her ne kadar tüm belediyelerin ve merkezi idarenin yeni teknolojik olanakları da kullanan telefon ve internet temelli bilgi edinme, talep ve şikayet kanalları bulunsa da kentte yaşayanların kendilerini doğrudan ifade edebilecekleri belki de tek meşru platform kent konseyi olarak görünmektedir. Neredeyse her konuda oluşturulan çalışma grupları ve meclislerdeki yurttaşlar genel olarak kendilerini ifade etmek ve birer kamusal özne olabilmek şansı bulabilmektedir. Bu olanak, teknolojik altyapı ve yeni tür iş birliği anlayışlarıyla da birleşince, klasik katılım bakışının çok daha ötesine geçen sonuçların ortaya çıkmasını sağlayabilmektedir. Çünkü son dönem kent konseyi örneklerinde artık katılım salt yerel yönetimin kararlarına etki edebilme meselesinin ötesine geçerek birlikte üretmek, sahiplenmek ve kamuoyu denetimi gibi boyutlarda da etkili olmaya başlamıştır. Ancak, potansiyeli yüksek bu deneyimler mevcut güncel siyasal etkileri açısından değerlendirildiğindeyse hayal kırıklığı yaratabilir. Yine, çok büyük metropollerde bu çalışmaların başarısı temel bir kapasite ve ölçek sorunuyla karşılaşmakta, sıradan yurttaşların doğrudan katılımı çok sınırlı kalabilmektedir.
İlginç bir şekilde bu kent konseyi pratiğinin güçlü yanı mevcut siyasetle olan ilişkisi değil, ondan kopuşu olarak tanımlanabilir. Siyasi pratiklerin çıkmaz sokakları ve enerji sömüren pragmatik doğası karşısında kent konseyleri siyasallaşmadan politika sürecinde etki üretmek isteyen, yozlaşan dini sivil toplum pratikleri karşısında kendisine göreli olarak şeffaf ve seküler değer alanları arayan kentlilerin yeni sığınağı haline gelmiştir.
Bu durum, en başta muhalefet belediyelerinin bulunduğu kentlerde kent ve kentliyle ilişkilenmenin yeni biçimlerini üretmeye başlamıştır. Bu durum çok açık bir şekilde ortada olmasına rağmen, mevcut iktidarın bu alanı kapatma, taklit etme ya da aparma gibi bir girişiminin olmaması şaşırtıcıdır. Her ne kadar kent konseyleri mevzuatı mevcut iktidar zamanında çıkarılmış olsa da bu da ancak, kent konseyi gibi bir katılımcı yapının bu tür girişimlere pek açık olmayan kırılgan yapısı ile açıklanabilir.
Mevcut iktidar kendisi de siyasete bir tür bekleme odası etkisinden yararlanmak gibi amaçlarla kent konseylerini kullanırken, kamu kaynaklarını yönlendirici güç varken kent konseyleri üzerinden katılımı sağlamak gibi zahmetli süreçlere girmemektedir. Sonuçta 2019 sonrası dönemde, tüm yapısal sorunlara ve eleştirilebilecek yanlarına rağmen muhalefet belediyelerinin bulunduğu yerlerde kent konseylerinin daha yenilikçi ve farklı etkiler üretebildiği söylenebilir.
Bu duygu ve düşüncelerle, kent konseyi içerisinde yapılan tartışmalarda kimi zaman ardışık, kimi zaman da paralel yürüyen, çok farklı tema ve amaçlar için bir araya gelmiş insanların etkileşiminden doğan çok ilginç karşılaşmaların öyküsünü anlatmak ve ortaya çıkan muazzam birikimi gelecek kuşaklar için de takip edilebilir kılmak konusu önemli bir gündem haline geldi.
Ancak, Başkent Ankara’nın demokratik katılım süreçleri için elde edilen birikimi ve öğrenilenleri kayda geçirmenin sıradan bir faaliyet raporu derlemenin çok daha ötede olması gerektiği de ortadaydı. Çünkü hem katılımcılık faaliyetlerinin girdileri, süreçleri ve çıktıları sıradan bir faaliyet raporu biçimi içerisinde ele alınabilmenin çok ötesinde bir zenginlik taşımaktaydı, hem de geçen zaman içerisinde ortaya çıkan katılımcılık kültürünün tüm boyutları alışılageldik kurumsal bir dilin ötesine geçmeyi gerektirmekteydi.
Bu bakış açısıyla, kent konseyinde geçen zaman içinde gerçekleşen yüzlerce temas, ziyaret, etkinlik, tartışma, fikir paylaşımı ve üretimin dahil olan herkesin katılımıyla önceliklendirilmesi, ayrıntılandırılması, katılımcıların bireysel gözlem ve izlenimleriyle derinleştirilmesi hedeflenerek oluşturulacak içeriğe “seyir defteri” adının verilmesi uygun bulundu. Çalışma gruplarının ve meclislerin dışında kent konseyinin tüm bileşen ve paydaşlarının öne çıkan çabalarının görünür hale geldiği ve bir anlamda içeriğin görüntüden daha anlamlı kabul edildiği bir yolculuk anlatılmaya çalışıldı.
Teknolojinin sağladığı olanaklarla seyir defterinin belli konularda üretilen birikimin adresini gösteren, belli konularda da hem bir araştırma kaynağı sunan hem de katılımcılığa ilişkin temel tartışmalara ışık tutan bir dille oluşturulmasına dikkat edildi. Bu şekilde, Ankara Kent Konseyi seyir defterinin, katılımcılığın gerçek ruhuna uygun bir öyküyü dile getirme misyonunu yerine getirerek gelecek kuşakların demokratik hak arayışlarına, dayanışmalarına ve kentsel politikalara ilişkin vizyon oluşturmalarına esin kaynağı olmasını umut ediyoruz.
Bu içerik Seyir Defteri 2019-2024, 1. Cilt s. 26’den alınmıştır. İçindekilere dön →
