Günlük rutinlerimizden kafamızı kaldırıp çevremizi şöyle bir göz ucuyla taradıktan sonra o felsefenin en temek sorusu hem de haklı olarak aklımıza gelir, “ben kimim; burası neresi?” Teknik olarak yanıtı hem basit hem de temeldir; “ben insanın burası da yaşadığım kent” İnsan nedir tartışması kuramsal olarak binlerce yıldır devam eden bir tartışmadır. Hala sonuç alınamamıştır. Bugün yapılan “insan” tanımına dünyada yaşanan büyük değişimlere karşın sadece “dünün” insanı uymaktadır. Hayata ilişkin kaygılarının peşinde koşan insan dün yaşamıştı. Bugünkü insanın kaygıları “hayata ilişkin” olma halini aşmıştır.
Sedat BOZKURT
Gazeteci Ankara Kent Konseyi Yüksek İstişare Kurulu Üyesi “Burası neresi” sorusunun yanıtı kent meselesine gelelim. Barınma ve buna ihtiyaç duyulmasına neden olan güvenlik kaygısı. Bu kaygı dünyadaki muhtelif canlılarda da mevcuttur. Karıca yuvaları birer mühendislik harikasıdır. Bazı kuşlar yaptıkları yuvalarla modern mimarlığa katkı sağlamışlardır. Su samurlarının evleri baraj yapımındaki mühendisliğin ilham kaynağı olmuştur. Arı kovanlarındaki şaşmaz orantılarla yaratılan estetik görünümü de hatırlayalım. İnsanın insanlık tarihi içinde ürettiği en önemli ürün bizzat kendisidir. Dünya milyonlarca yıl süren bir değişim yaşarken ve buna bağlı olarak üzerindeki her şeyi değiştirirken buna en iyi uyumu insan sağlamıştır. Kendini diğer canlılardan ayrıştırmış, hayatını kolaylaştıracak araçlar üretmeye başlamıştır. Bu araç üretme işi halen tüm hızıyla devam etmektedir. Kentler de insanların bu değişiminin ortaya çıkardığı birlikte yaşama iradesi belki de zorunluluğunun ürünüdür. Topluca avlanma ve bunu paylaşma, vahşi hayvanlara ve düşmanlara karşı birlikte direnme, onlarla mücadele etme zorunluluğu insanı da toplumsal bir canlı haline getirmiştir. Evrende bu kaygıların bir araya getirdiği tek canlı insan da değildir. Yaşam mekanlarıyla birlikte insanı diğer canlılardan ayrıştıran mesele aklını kullanma yeteneğini geliştirmesiyle birlikte kentleşerek medenileşmesidir. Bunun nedenlerini inanç sistemleri de dahil pek çok yere bağlayabilirsiniz. Kentler insanların medenileşmesinin en önemli aşamasıdır. Medenileşmeyi insan bir arada, huzurlu, güvenli ve mutlu yaşamı inşa ederek yakalamıştır.
Anadolu coğrafyasında bulunan kalıntılar milattan 16 bin yıl öncesine kadar dayanıyor. Ve bu bulunan kalıntılar, kent izleri yani medeniyet izleri taşımaktadır. Medenileşen insan yaşadıkları ve oluşturdukları kentlerin sadece güvenliklerini sağlamakla yetinmemişler. Onu güzelleştirmeye de çalışmışlar. Kentli olan insanların ihtiyaçları da artmış. Sanat bir ihtiyaç halini alınca onun için mekanlar da oluşturulmuş. Binalar estetik kaygılarla, yapım süresinin uzamasına karşın inşa edilmiş. Kentlere sular getirilmiş, atık sular uygun yerlere götürülmüş. Daha sonra dinler devreye girmiş en gösterişli ve büyük yapılan ibadet mekanları olarak inşa edilmiştir. İnsanların kentlileşme serüveni halen devam etmektedir. Sanki döngü başlangıca evrilmiş gibi estetik kaygı bir kenara bırakılarak barınma ihtiyacı temel alınmaya başlanmış. Bu durum aslında uzun zamandır kendini göstermektedir. Dünün estetik mimarı şaheserlerinin yanına muhtelif ihtiyaçları giderme ve ticari kaygı ile inşa edilmiş hepsi birbirinin benzeri çok sıradan binalar gözümüze batmaktadır.
Tüm dünyada, ortak yaşanan kentleşmenin yanında getirdiği modernleşmenin, medeniyetin yanı sıra toplumu oluşturan bireylerin birbirine yabancılaşma sorununu da unutmamak gerekir. Komşularıyla tanışamayan insan kütleleri, belirlenen ve uyulması mutlak hale getirilmiş kurallar uyarınca yaşama çalışmaktadır. Bu insanın doğasına uygun olmayan bir mekanikleşme de getirmektedir. Barınma, su, elektrik ve ekmek gibi insanların ihtiyaçları arasına aynen tarihin bir döneminden sonra giren sanat ihtiyacı gibi sosyalleşme ihtiyaçları da girmektedir. Ve artık sosyalleşme mekanları kent planlarının vazgeçilemez bir detayı olmuştur. Ama mesele mekanların varlığı değil, bu mekanların ya da yaratılan zeminlerin insanlarla bir araya gelmesini sağlamaktır. Burada da yine insanın ürettiği en önemli yapılardan birisi olan örgütlenme kavramı devreye girmektedir. Kent için örgütlenecek, kentin her meselesine dokunacak, ihtiyaçları ya da itirazları dile getirecek bir model de kent konseyleridir. Ankara Kent Konseyi’nin 5 yıllık pratiği bunu konuşmak ve incelemek için iyi bir örnek olarak, çatısı altına topladığı her toplumsal kesimin varlığı nedeniyle iyi bir örnektir.
Bu içerik Seyir Defteri 2019-2024, 4. Cilt s. 146’den alınmıştır. İçindekilere dön →
