Günümüz dünyasında, ister merkezi yönetim, ister yerel yönetim olsun, meşruiyetini demokratik olmasından alıyor. Ama genellikle bu ülkelerin anayasalarında ve siyasal partiler yasalarında tanımlanan, bireylerinin atomistik olduğu kabulüne dayandırılan, temsili demokrasiler oluyor. Bu demokrasilerin karar verme süreçleri ise sürekli demokrasi açıkları yaratıyor. Bu durumda antropolojinin ilişki içinde insan modelinden hareket eden, katılımcı demokrasi süreçlerinin geliştirilmesi ve temsili demokrasilerin bu süreçlerle tamamlanması, demokrasi açıklarının azaltılmasına çalışılması gerekiyor.
Prof. Dr. İlhan TEKELİ
İlhan Tekeli Şehircilik Kültürü Vakfı Onursal Başkanı Şehir ve Bölge Planlama Uzmanı Ankara Kent Konseyi Onur Kurulu Üyesi Dünyada bu yöndeki gelişmede sürdürülebilirlik kavramını dünya gündemine sokan 1992 BM Yeryüzü Zirvesi’yle birlikte başladı. Bu zirve bir yandan, 1987’de Ortak Geleceğimiz başlığıyla yayınlanan Bruthland Raporu’nda önerilen “Sürdürülebilirlik İlkesini” dünyanın gündemine sokarken, öte yandan “Yerel Gündem 21”lerle de bunun katılımcı süreçler içinde gerçekleştirmenin yolunu açmak istiyordu. Sivil toplum öncelikli bu yaklaşımın gerisinde 1980’li yıllarda Brezilya’da Porto Allegro’daki yönetişim uygulamalarının etkilerini görmek olanaklıdır.
Tabii dünyanın gündemine böyle yeni bir anlayışın sokulması ve uygulamada etkili olmasını sağlamak kolay olmamıştır. Sürdürülebilirlik gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkelerce farklı olarak yorumlanmıştır. BM’nin bu konudaki rolü konusunda farklı beklentiler ortaya çıkmıştır. Rio Zirvesi’nden 34 yıl geçtikten sonra bile bu farklılıklar sürmektedir. Yine de hem çevre konularında, hem de katılımcılık konusundaki farkındalıkların dünyada yaygınlaşmasında önemli gelişmeler olmuştur. Bu gelişmeler konusunda en çok duyarlılığı Avrupa Birliğinin gösterdiği söylenebilir. 2000 yılında AB’de 4000’nin üzerinde kent “Yerel Gündem 21”i uyguluyordu.
Rio Zirvesine katılan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 1996’da toplanacak Habitat II Kent Zirvesi’ne Türkiye’nin İstanbul’da ev sahipliği yapmasını sağlamıştı. İstanbul Zirvesi Türkiye’de sivil toplum konusundaki farkındalığı artırdı. Katılımcılığı ön plana alan yönetim anlayışları değişerek yönetişim diye adlandırılmaya başladı. Habitat II Zirvesi’nden bir yıl sonra, 1997’de Türkiye’de de “Yerel Gündem 21” uygulamaları başlatılmıştır.
Bir bakanlar kurulu kararıyla “Türkiye’de Yerel Gündem 21 lerin Teşviki ve Geliştirilmesi Projesi” uygulamaya konulmuştur. Bu proje İstanbul’da bulunan “Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu Teşkilatınca (IULA-EMME)” yürütülmüş ve ilk aşaması 1999 yılı sonunda tamamlanmıştır.
Türkiye’nin “Yerel Gündem 21” uygulamaları 2001 yılnda BM tarafından en başarılı uygulamalardan biri seçilmiş ve ödüllendirilmiştir. Rio Zirvesi’nden on yıl sonra Rio kararlarının uygulanmasının bir değerlendirmesini yapmak için 2002’de toplanan Johannesburg Zirvesi’nde Türkiye’nin Yerel Gündem 21 uygulamaları Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından tanıtılmıştır. Bu projenin yürütülmesi sırasında Türkiye’nin ilk kent konseyleri kurulmuştur. Bu projenin yürütülmesinin yükünü büyük ölçüde Sadun Emrealp taşımıştır. 2005 yılında da “Yerel Günden 21 El Kitabı”nı yazmıştır.
2004 yılı martında Türkiye’de 50’den fazla kentte “Yerel Gündem 21” uygulamaları başlatılmış oluyordu. Bu yıllarda “Yerel Gündem 21” uygulamaları 2001,2003’te alınan Bakanlar Kurulu kararlarıyla uzatıldı. 2005 yılında 5393 sayılı Türkiye’nin ikinci belediyeler yasası çıktığında bu yasanın 75’inci maddesinde Kent Konseyi, 76’ncı maddesinde gönüllü katılım yer alıyordu. Bu iki maddeye dayanarak hazırlanan Kent Konseyi Yönetmeliği 8 Ekim 2006’da 26313 sayılı Resmi Gazetede yayınlandı, bu yönetmelikte 2009 ve 2019 yıllarında değişikliğe uğratıldı.
5393 sayılı yasa ve ilgili yönetmeliği çıktıktan sonra kent konseyleri o yerelliğin belediye başkanının çağrısı üzerine kurulmaya başladı. Bu yasaya göre Türkiye’de kurulan ilk kent konseyi İzmir Karşıyaka’da gerçekleşti. Bu konseyler 1997 yılından itibaren uygulanan Türkiye “Yerel Gündem 21” Programını, saydamlık, hesap verebilirlik, katılım, çalışma uyumu, yerindenlik ve etkinlik gibi kriterlere dayanan, çok aktörlü ve toplumsal ortaklıklara dayalı yönetişim anlayışı içinde uygulayacaktı.
Kent konseyleri; merkezi yönetimin, yerel yönetimin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve sivil toplumun ortaklık anlayışıyla, hemşerilik hukuku çerçevesinde buluştuğu; kentin kalkınma önceliklerinin, sorunlarının, vizyonlarının sürdürülebilir kalkınma ilkeleri temelinde belirlendiği, tartışıldığı, çözümlerin geliştirildiği ortak aklın ve uzlaşmanın gelişeceği demokratik platformlar oluyordu.
Bunlar temsili demokrasinin değil, katılımcı demokrasinin kendisine alan açmaya çalışan temel mekanizmalarıydı. Türkiye’de kent konseylerinin sayısı 400’e yaklaşmış bulunuyor. Bu katılımcı demokrasinin kurumları, kendi aralarında eşit ortaklık ve dayanışma temelinde iletişim ve bilgi paylaşımını kolaylaştıracak; “Türkiye Kent Konseyleri Birliği” ve “Türkiye Kent Konseyi Platformu” diye resmi olmayan iki üst yapı oluşturdular.
Kent konseyleri tüzel kişiliği olmayan, gücünü hiyerarşik ilişkilerden çok yatay ilişkilerden alan bir oluşum olarak Türkiye anayasasıyla uyumunun sağlanması bakımından özgün bir konuma sahiptirler. Kent konseyinin bulunduğu bir yerellikte, aktif yurttaşlar kendi faaliyetleri için verimli bir alan bulabilecekler ve o yerelliğin kendine özgü kültürünü ya da kimliğinin üretilmesinin kapısını açacaklardır.
Kent konseylerini geliştiren belediyeler ise ; yönetimlerine yönetişim nitelikleri kazandırarak, kentte demokrasi açığı yaratmamak bakımından, kentin sosyal sermaye üretebilmesi kapasitesini artırmak yoluyla, kentte yeni düşüncelere açıklığı artırarak önemli üstünlükler sağlamaktadırlar.
Türkiye’de kent konseylerinin geliştiği yıllarda Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde 1994-2019 döneminde iktidarda olan yönetim, katılımcı pratiklere büyük ölçüde kapalı olduğu için, kent konseyinin kurulması için bir adım atılmadı. Bu nedenle Ankara’da kent konseyinin kurulması, 2019 yılına kadar gecikmiştir. 2019 yerel yönetim seçimleri sonrasında, seçimi kazanan Mansur Yavaş Ankara Kent Konseyi’nin kurulması için gerekli girişimi yapmış ve Ankara Kent Konseyi ilk genel kurulunu 29 Haziran 2019’da yapmıştır. Bundan sonra Ankara Kent Konseyi’nin oluşturulması için yapılan çalışmalar hızlı bir gelişme göstermiştir.
Bir yıl içinde yönetmelikte öngörülen, kadın, gençlik ve engelliler meclisleri oluşmuş, 25 çalışma grubu kurulmuş, üye sayısı 500’e yükselmiştir. Ankara Kent Konseyi, 9 Temmuz 2021’de ki genel kurul toplantısını yaptığında üye sayısını 1500’e çıkarmış ve Türkiye’nin en büyük kent konseyi haline gelmişti ve 3000 gönüllüsü bulunuyordu.
Ankara Kent Konseyi, kısa sürede katılımcılık bakımından çok yararlı bir demokrasi platformu ve potansiyeli yaratmıştı. Böyle bir demokrasi platform oluştu mu, bunun etkilerinin belediye yönetiminin dışına taşacağını da göz ardı etmemek gerekir. Bu yaşanan gecikme yalnız Ankara’da değil İstanbul’da da yaşanmıştır. İstanbul da ilk kez kent konseyini 2019 sonrasında kurabilmiştir.
Böyle bir platformun etkili olması ve kentlinin yaşam kalitesine katkısının artmasının sorumluluğunu sadece belediyenin yönetişim anlayışına yüklememek gerekir. Bu katılımcı demokrasinin performansının ve yaratıcılığının yükselebilmesi için kentlilerin bu konudaki farklılığın artırılması, kentlilerin kendilerini kentleri için adayan aktif yurttaşlar haline gelmeleri gerekmektedir. Bu niteliklerin geliştirilebilmesinin yolu, kent konseylerinin başarılarının artırılmasından geçmektedir.
Ankara Kent Konseyi için nice başarılı yıllara !
Bu içerik Seyir Defteri 2019-2024, 4. Cilt s. 56’den alınmıştır. İçindekilere dön →
