Ankara Kent Konseyi Kent Yaşamı İçinde Saygı Kültürünü Oluşturarak Hepimizi Tek Çatı Altında Topladı...

Ankara Kent Konseyi’nin Bilgeliğin, Vizyonun ve Deneyimin Rehberliğinde, Toplumsal Sınıflar Arasındaki Bağları…

Yirmibirinci yüzyılda, bu kaotik çağın içinde, toplumsal dinamiklerin çalkantılı sularında, üretim ilişkileri sürekli değişmiş, sanayi devrimlerinin gölgeleri birbirine karışmıştır. Her yeni başlangıç, toplumsal sınıfları önceki dokularından yırtıp almakta, bir yandan yıkım getirirken diğer yandan ise taze bir

 

Ayşe SUCU

 

İlahiyatçı-Edebiyatçı, Yazar

 

Ankara Kent Konseyi Yüksek İstişare Kurulu Üyesi yapı inşa etmektedir. Bu dönüşüm, üretim atölyelerinden iletişim ağlarına, ulaşım yöntemlerinden dünya çapındaki etkileşimlere kadar pek çok alanı sarıp sarmalamış, toplumsal katmanlarda köklü değişimlere kapı aralamıştır.

 

Bu devrimlerin gölgesinde beliren, herhangi bir sınıfa ait olmayan, hatta lümpen sınıfın sınırlarını aşan bir kesim, adeta bir dış güç gibi yükselmekte ve toplumsal dengeleri alt üst etmektedir. Kurnazlığını maharet, kural tanımazlığını güç, adabı muaşerete, muhalefeti samimiyet olarak yorumlayan bu güruh-u rezele, geride bıraktığı izlerle toplumu kirletmekte ve adeta bir kanser gibi yayılmaktadır.

 

Halbuki toplum, bizzat kendini oluşturan temel değerlere saygıyı, her dönemde olduğu gibi bugün de arzulamaktadır. Toplumsal düzeni şekillendiren kurallara uymayanlar, uzun vadede sistemin dışına itilecekleri gerçeğiyle yüzleşmelidir. Bu düzenin kılavuzluğunu yapan, medeniyetin özündeki organizasyonun temsilcisi ise şehirlerimizdir.

 

Kentler, sadece fiziksel yapılarıyla değil, aynı zamanda sundukları vizyon ve yaşam tarzlarıyla da bireylerin hayat yollarını belirler. Zira şehirler, yani medeniyeti yaşatan alanlar, kültürün ve ilerlemenin beşiğidir. Bu noktada, halk adamı kisvesi altında eğitim almamış, deneyimsiz ve liyakatsiz yöneticilerin, kentlerin kılcal damarlarını kontrol etmesi kabul edilemez bir durumdur.

 

Medeniyetin derinliklerinde yol alırken, bu şehirlerin; bilgeliğin, vizyonun ve deneyimin rehberliğinde, toplumsal sınıflar arasındaki bağları güçlendirerek ilerlemesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde, çağın akışına ayak uyduracak, toplumu bir düzene kavuşturacak ve geleceği daha aydınlık kılacak bir medeniyet inşa edilebilir.

 

Medeniyetin yönetiminde, bilgece bir liderlik; geçmişin derinliklerinden ilham alırken, çağın getirdiği yeniliklere de açık olmayı gerektirir. Kentlerin yöneticileri, sadece teknolojik gelişmelere adapte olmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal dokuyu güçlendirecek, adalete dayalı bir yönetişim anlayışını benimsemelidirler. Böylelikle, şehirler sadece beton ve çelik değil, aynı zamanda insanın ruhunu besleyen birer medeniyet hazinesi olabilirler.

Bu içerik Seyir Defteri 2019-2024, 4. Cilt s. 96’den alınmıştır. İçindekilere dön →

Fotoğraflar

Bu içeriği paylaşın: