1992’de Rio Yeryüzü Konferansı ile başlayan süreç özelde yerel yönetimlerde katılım, hesap verebilirlik, saydamlık, yönetişim gibi ilkeler ile Türkiye’de iyi bir modelleme oluşturmuş, kent konseyleri olarak hayata geçmiştir. 5393 sayılı belediye kanunun 76. maddesi ile yasal gerekçeye kavuşan kent konseyleri 2005
Mustafa COŞAR
Sosyolog Çankaya Kent Konseyi Başkanı Ankara Kent Konseyi Y. İstişare Kurulu Üyesi yılında resmi gazetede yayımlanan yönetmelikle de kurularak çalışmalara başlamıştır.
İncelendiğinde 5393 Sayılı Belediye Kanununda tahmin edilenden çok daha fazla yurttaşların belediye çalışmalarına katılımı tarif edilmiştir. Bunlar, “Madde 13 Hemşehri Hukuku”, “Madde 41 Stratejik Plan Ve Performans Programı”, “Madde76 Kent Konseyleri”, “Madde77 Belediye Hizmetlerine Gönüllü Katılımı”.
Katılım süreçlerini teşvik eden bu maddelere rağmen kent konseyi maddesi (76) haricinde özellikle katılım ilişkisinde belediye alanına her hangi bir sorumluluk ve somut görev yüklememektedir. Kaldı ki kent konseyleri bağlamında da en önemli boşluğu belediyenin keyfiyet genişliği oluşurmaktadır.
Henüz yeterli nicelik ve niteliğe ulaştığı söylenemese de 2005 yılından günümüze sayısı ve farkındalığı artan kent konseylerinin paradoksal bir biçimde çalışma alanları ve mantığında gerileme olduğunu söyleyebiliriz.
Kent konseylerinin, kent, katılım ve müzakere olmak üzere üç temel zeminde tarif edilmesinin önemli olduğunu düşünmekteyim.
Kent; “Kent nedir?” sorusuna tüm zamanlar ve mekânlar için karşılık bulacak bir tanım yapılamaz. Kent kavramı tarihsel süreç içerisinde farklı anlamlar ile nitelendirilen dinamik bir kavram özelliği taşımaktadır ve farklı disiplinler tarafından farklı tanımlamalar yapılmaktadır. Ancak genellikle nüfus yoğunluğu, ekonomik faaliyet yapısı, istihdamın sektörlere göre dağılımı gibi farklı ölçütler üzerinden kent tanımı yapılmaktadır Toplumların değişimine koşut olarak kent yapıları da değişmektedir. Örneğin Ortaçağ kentleri surlarla çevrili geleneksel yöntemlerle üretimin yapıldığı yerleşim yerleri olarak tanımlanırken, sanayileşme ile birlikte kentler sınıfsal yapısının da değiştiği ve işçileşme sürecinin yaşandığı sanayi merkezleri yani üretim merkezleri haline dönüşmüştür.
Hizmet sektörünün geçmesi gelişmesiyle buna uygun mekanlar olarak kentleri tasarlayan yeni kent anlayışları ise kenti üretim değil tüketim mekanı olarak görmektedir.
Katılım; katılım geleneksel yaklaşımla oy verme, herhangi bir konu ya da sorun karşısında görüş beyan etme olarak anlatılmaktadır. Günümüzde sorunların karmaşıklığı ve toplumsal yapının dinamizmi bu yaklaşımı aşan bir durumu açığa çıkarmıştır. Karar verme süreçlerine aktif, etkileme gücü ile katılımın yanı sıra ortaklaşılan kararların uygulanmasına, izlenmesine, denetlenmesine ve yarattığı sonuçlar üzerinden yeniden gözden geçirilmesine olanak sağlayan zeminleri olmalıdır.
Sadece örgütlü kesimlerin değil yurttaşların da katılım haklarının mekanizmaları oluşturulup yasal güvence altına alınması sağlanmalıdır. 2023 tarihinde güncellenen Avrupa Kentsel Şartı ilgili maddesinde “halk meclisleri aracılığıyla sakinlerin doğrudan katılımını teşvik edin’’ ifadesi kullanılmıştır.
Katılım ilişkisini ve mekanizmalarını sadece ülke-bölge düzeyinde sorun ya da tercihlerin belirlenmesi ile sınırlama dönemi itiraz, öneri ve taleplerin çok daha küçük ölçekte örneğin sokak ölçeğinde gerçekleşeceği, katılımın, örgütlenme, etkinlik, kampanya düzenleme deneyimlerini de içerecek biçimlere dönüşecektir.
Müzakere; bir yönetme biçimi olarak toplumun hücrelerine kadar bölünmesi, ayrıştırılması en hafif tanımlamayla rekabete sokulması kullanıla gelmiştir.
Hep birlikte çözmemiz gereken sorunlar, üzerinde konuşacağımız çözüm önerileri geliştireceğimiz konular olmaktan çıkarılıp ‘’ iktidar’’ tarafından yönetme kolaylığının araçlarına dönüşmektedir. Bu yönetme biçimi sadece merkezi iktidarın kullandığı bir yöntem olarak kalmayıp bunu eleştiri konusu haline getiren dernek, sendika meslek odası, siyasi parti gibi yapıların da kullandığı bir yönteme dönüşmüştür.
Bir arada yaşama kültürü, demokratik – dayanışmacı zeminler giderek daraltılmış diğerlerinden bir oy fazla almanın tüm uygulamaları yasal-meşru kıldığı geri kalanın yanlış, dışarda tutulması gereken olumsuzlar kümesi (hatta düşman) ilan edildiği toplumsal iklimi sürekli kılmıştır.
Kazanan kaybeden dayatmasının dışında müzakere edebilme yaklaşımını önceleyen, her konuda mutlak karar alma zorunluluğu yerine ikna etme, ikna olma ya da olmama süreçlerini kullanan yeni bir toplumsal kültürün oluşmasına katkı sunabiliriz.
Kent konseylerinin kent hakkı talebinin yaygınlaşıp güçlenmesi için çok önemli bir mekanizma olduğunu düşünmekteyim. Üstelik kent konseylerinin doğru bir mecrada kendisini işlevlendirmesine de önemli ölçüde katkı koyacaktır. Kentsel toplumsal eşitliğin sağlanmasında, kentin ve kentlinin yarattığı imkanlar üzerinde söz ve karar sahibi olmanın ilk adım olduğu ortadadır. Yine kentsel eşitsizliği derinleşmesinin en önemli sebeplerinden birisinin mekânsal adaletsizliğin olmasıdır. Ulaşım, eğitim, sağlık, erişim, ve diğer sorunlar kentlerin varsıl- yoksul bölünmüşlüğüyle ilintilidir.
Kentlerin en önemli kamusal ortak paylaşım alanları olan meydanlar, caddeler, sokaklar kentlilerin kullanımına kapatılmış adeta kentlerin içi otobanlaştırılmıştır. Oysa kentler kimliğini yurttaşların meydanlarında, caddelerinde, sokaklarında sergileyeceği her türlü bireysel, kollektif etkinliklerle kazanırlar. Kent hakkının önemli somut bir talebi olarak kentlerimizde meydan, cadde ve sokaklarımızı yeniden talep etmeliyiz.
Çankaya Kent Konseyi olarak kayıtlı nüfusu bir milyon gündüz nüfusu üç milyonu aşan 123 mahalleli bir ölçekte çalışmalar yürütüyoruz. “Kent Akademisi”, “Kentsel Vatandaşlık Eğitim Programları”, “Kent Çevre ve Gelecek Sempozyumu”, “Yerel Demokrasi Atölyeleri”, “Afet Farkındalık Eğitimleri”, “Kent Hakkı Okulu”, “Kent Kültürü” çalışmalarımızla kent konseyleri için önemli içerik ve deneyim katkıları sunduğumuza inanıyorum. Katılım zeminlerini mümkün olduğunca genişletmek amacıyla Semt Meclislerimizi örgütlüyoruz. 123 mahallenin 65’ni kapsayan 7 semt meclisimiz onlarca sorun ve eksikliğe rağmen olumlu pratiklerle sürekliliğini korumaktadır.
“Kent Hakkı Okulu”nun, çalışmanın bu çabalara katkı koyacağına inanıyorum.
Bu sürece emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum.
Bu içerik Seyir Defteri 2019-2024, 4. Cilt s. 84’den alınmıştır. İçindekilere dön →
