Ankara Kent Konseyi Çevre ve İklim Meclisi olarak, ülkemizde yaşanan depremin ilk anından itibaren harekete geçerek bölgeye destek ve yardım malzemeleri ulaştırılması amacıyla lojistik, teknik ve iletişim çalışmaları içerisinde olduk. Bölgeye dört ayrı kurtarıcı dozer, greyder ile teknik ekipmanların gönderilmesini sağladık. Gıda ve destek çalışmaları kapsamında Hatay, Adana, Malatya, Kahramanmaraş, Elbistan gibi bölgelere gerekli malzemelerin sevk ve organizasyonunu planladık. Ankara’ya gelen yurttaşların barınma, gıda, giyim, sağlık gibi ihtiyaçlarına Ankara Kent Konseyi organizasyonu ile destek verdik. Bölgede yaşanan ve yaşanabilecek sıkıntılara yönelik bir de bildiri niteliğinde kısa rapor hazırladık. ‘Başka Bir Tehlikenin Ucundayız’ başlıklı raporumuz şöyle:
Ülkemizin önemli bir bölümünde yaşanan ve “İmar Affı Felaketi” olarak değerlendirebileceğimiz büyük depremler silsilesi sonrasında, kentlerinizde devasa enkaz ve moloz yığınları oluştu.
Bölgelerimizde halen ulaşılamayan enkaz ve yığınlar olduğu gibi arama kurtarma ekipleri de canla başla çalışmalarını sürdürüyor.Nitekim yapılan çalışmalar sonrasında başbaşa kalınacak bu hafriyatlar, bilimsel ve niteliğine uygun koşullarda kaldırılmaz ve bertaraf edilmezse, asıl sorun o zaman başlayacak ve bu büyük yıkım sonrası yaşadığımız on binlerce kayıptan fazlası yaşanabilir… Şöyle ki;
Depremle yıkılan beton binalar nedeniyle ortaya çıkan ve saçılan enkazlarda toplumsal sağlık ile birlikte çevresel ve ekolojik olarak zararlı olan pek çok madde yer almakta, oluşmaktadır.
Örneğin bu binaların izolasyonlarında kullanılan kimyasallar, zararlı plastik türevleri ve asbest bu maddelerin en başında gelenlerdir.
Resmi açıklamalarda da belirtildiği gibi yakın bir zamanda, depremle yıkılan bu binaların yerine yeni inşaatlara başlanacak!
Bu aşama incesi mevcut hafriyatlar kaldırılarak, göründüğüne göre ve her zamanki gibi yine doğal alanlardaki vadi tabanlarına, doğal sulak alanlara ve tarım alanlarına dökülecek… Böyle olunca da kaçınılmaz olarak bölgede büyük bir tehlike daha başlamış olacak.
Öncelikle, “madde çevrimleri” olarak da adlandırılan ‘su döngüsü’ ile söz konusu bu zararlı maddeler doğal olarak toprağa, yerüstü ve yeraltı sularına karışacak.
Sonuçta bu döngüye bağlı olarak tarım alanlarında yetişen gıdalar tüketildikçe, başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıklar görülme olasılığı artacaktır.
Bilindiği üzere bu bölgelerimiz tarım havzalarında sahip olduğu kadar endemik türleri ile de önemli bir biyolojik çeşitliliğe sahiptir.
Hal böyle olunca, bu eşsiz doğal alanlara ve etraflarına gelişigüzel şekilde bırakılacak bu zararlı maddeler, ekosistemdeki besin zinciri ile bütün biyolojik çeşitliliği olumsuz etkileyecek.
Doğadaki bitki ve hayvan türleri zarar görecek ve ölecek, belki de geri dönüşümsüz şekilde yok olacak.
Tam da bu noktada depremden zarar gören illerin belediyelerine olduğu gibi hepinize çok büyük ve önemli görevler düşmektedir.
Belediyelerin, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın, akademisyenlerin, uzmanların, yaşam savunucuları ve doğaseverlerin birlikte ve ortak akılla çalışması elzemliğini gösteriyor.
Temizlik ve inşaat çalışmaları başlamadan önce ortada bulunan deprem enkazları, bu aşamada tespit edilecek korunaklı sızdırmasız alanlarda bertaraf edilmelidir.
Kaldı ki, söz konusu bu enkazlardan geri dönüşüm ile plastik, metal ve cam gibi pek çok malzeme tekrar kullanılabilir hale getirilebilir. Bu dönüşüm noktası da göz ardı edilmemelidir.
Aklın ve bilimin, yaşamın gerçekliğinden uzaklaşmadan geleceği yönlendirmeliyiz. Ülke olarak yaşadığımız bu deprem silsilesi, tecrübesizlik, önemsizlik gibi eksikliklere, on binlerce canımızı aldı.
Geride kalanlarımızın daha güzel bir geleceğe ulaşabilmesi için üzerinde yaşadığımız bu coğrafyayı, bizi var eden ekositemi ve doğayı anlayarak korumamız gerekiyor.
Bu değerler ile varlıklarımızı Koruduğumuz sürece daha sağlıklı ve huzurlu, güzel bir gelecek oluşturabiliriz.
Bu içerik Seyir Defteri 2019-2024, 3. Cilt s. 194’den alınmıştır. İçindekilere dön →
