Türkiye Kent Konseyleri Birliği ve Ankara Kent Konseyi'nden Kentsel Dirençlilik ve Katılımın Geleceği Çalıştayı

Türkiye Kent Konseyleri Birliği ve Ankara Kent Konseyi’nden Kentsel Dirençlilik ve Katılımın Geleceği Çalıştayı

Türkiye Kent Konseyleri Birliği (TKKB) ve Ankara Kent Konseyi (AKK) işbirliğiyle kentlerdeki sosyal ve çevresel konularda duyarlılığı artırmayı, katılımın önemini vurgulamayı ve kentsel dirençlilik konusunda bilgi ve deneyim paylaşımını teşvik etmeyi hedefleyen “Kentsel Dirençlilik ve Katılımın Geleceği Çalıştayı” düzenlendi.

 

Prof. Dr. Ruşen Keleş: “Ülkede Bir Buçuk Milyona Aşkın Riskli Yapı Var”

 

Prof. Dr. Ruşen Keleş, topraklarımızın yüzde doksanına yakınının deprem kuşakları üzerinde yer aldığı bir ülkede yaşadıklarını belirterek “Acaba geçmişten ders almayı başarabildik mi? Bu soru kanımca önemlidir. Bu soruya kesinlikle ‘Evet’ yanıtı maalesef verilemiyor. Resmi ağızlardan yapılan açıklamalara göre; ülkede bir buçuk milyona aşkın riskli yapı var. Bu rakam İstanbul için yapı stokunun yüzde 30’una yaklaşan ve 300 binin üzerinde bir rakamı ifade ediyor. Karadeniz, Ege, Akdeniz özellikle Marmara kıyılarında depremle birlikte Tsunami beklentileri olduğuna ilişkin tespitler var. Depremi kader alın yazısı, Tanrı’nın kullarını cezalandırması gibi akıl dışı yaklaşımlardan kesinlikle uzak durulması gerektiği kanısındayım. Böylesine bir yaklaşım yağmur duasına çıkmak zavallılığı ile eş değer olur kanısındayım. Afet bilinci kavramı içinde yer alan bilinç ise duyum heyecan düşünme ve başka ruhsal etkinliklerin bütününü kapsayan zihinsel durum yada kişinin kendisini varlığını ve öteki kişilerle birlikte yaşadığı dünyanın varlığını anlaması olarak bilinç tanımlanıyor” dedi.

 

Prof. Dr. Ruşen Keleş: “Kriz Yönetimi Konusu Kamu Alanında Önemli Bir Sorun Alanıdır“

 

Keleş sözlerine şu şekilde devam etti: “Afet konusundaki bilincin yeterli bir düzeye gelebilmesinin ön koşulu her yaş grubuna, halkın kendisine ve her konumdaki kamu yöneticilerine yönelik çağdaş bir eğitimdir. Japonya’da Tokyo Üniversitesi’nde bulunduğum dönemde ilkokul öğrencilerinin periyodik olarak depremlere hazırlık bağlamında öğretici deprem senaryolarına okul bahçelerinde çok yoğun bir şekilde katıldıklarını yakından görmüştüm. Tokyo’da benim bulunduğum bina 20 katlıydı. Ben 16’ıncı katındaydım. 7’den yüksek olan depremlerde beşik gibi sallanırdı bulunduğumuz bina. Kitapların raflardan yere düşmesinden öteye olumsuz bir sonuçla karşılaştığımızı hatırlamıyorum. Kriz yönetimi konusu kamu alanında önemli bir sorun alanıdır. Eğitim, karar alma, eş güdüm, finansman, denetim, katılım kriz yönetimin önemli unsurlarını oluşturmaktadır. Deneyimlerimiz ama özellikle 11 ilde yaşanan son deprem felaketi açıkça gösterdi ki bu konularda yapılması gerekenler ya hiç ya da gereği gibi yapılmadığı gibi yapılmaması gerekenler yapılmıştır. Bu durum ülkemizde yaşanan doğal afet olaylarını kanaatime göre doğal afet olmaktan çıkararak onlara insan elinden çıkmış bir afet niteliği kazandırmıştır.”

 

“Katılımcı Kültürün En İyi Örneği Ankara Kent Konseyi”

 

Prof. Dr. Ruşen Keleş Ankara Kent Konseyi Onur Kurulu Üyesi

 

Halil İbrahim Yılmaz: “Kentleri ‘ben’ diyerek ranta dayalı değil, ‘biz’ diyerek sürdürülebilir yönetmeliyiz”

 

Ankara Kent Konseyi Başkanı Halil İbrahim Yılmaz da yaptığı konuşmada, “Yerelin bakış açısının katılımcılık özelliğini takip ederek temsili demokratik sisteme taşınmasının merkeze de güç katacağını, onun kapalı damarlarını açabileceğini düşünüyorum. Kentlerimizin, maruz kaldığı tek doğa olayı deprem değildir. Seller, akarsu taşkınları, orman yangınları gibi farklı doğa olaylarının da afete dönüştüğü bir coğrafyada yaşıyoruz. Fikri kuraklık ve duyarsızlık küresel kuraklıktan çok daha tehlikelidir.

 

Kuraklığın esir aldığı bir dünyada ideolojilerin de devletlerin de bayrakların da sınırlarında bir önemi olmayacak. Dirençli Kentler, hiçbir sorun veya krizle karşılaşmayan kentler değil aksine, sorunlar ortaya çıkmadan bunları öngörebilen, sorunlara bilimsel, teknik, hukuki ve akılcı yöntemlerle çözüm üretebilen, beklenmedik ve ani krizlere karşı hazırlıklı olan ve alternatif çözümler ortaya koyabilen kentlerdir” dedi.

 

Halil İbrahim Yılmaz: “Dirençli kentler anlayışını oturtmaya mecburuz”

 

Halil İbrahim Yılmaz yaptığı konuşmada şu değerlendirmelerde bulundu:

 

“Başkente gönül verenler olarak gelecek nesiller için “dirençli kentler” anlayışını oturtmaya mecburuz. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, tarihi ve kültürel çok sayıda mirasın sahibi bir kent olarak, şimdi bu mirasa sahip çıkıp, varımızla yoğumuzla çalışıp Başkent’imizi layık olduğu yere ‘ortak akılla’ çıkarmak zorundayız “Unutmamak gerekir ki; kamplaşarak oluşturduğumuz sosyal fay hatları, sismik fay hatlarından çok daha tehlikelidir.” En basit kent konularında bir araya gelmeyi başaramayan bizler konu imar, emsal ve rant olduğunda, ideolojik olarak gruplar ayırt etmeden bir dakika içerisinde kardeş olmayı, bol rakamlı imarları geçirmeyi başardık. “Kente karşı suç işlerken ortaya koyduğumuz hoşgörü ve alicenaplığı, kentin menfaatine olan mevzularda gösteremedik.” Bu performans bugün için sorgulanamayabilir. Hepimiz oradaydık diyebiliriz. Ama gelecek yüzyıllarda bu topraklarda yaşayan nesillerin nefes alma özgürlüğüne karşı işlediğimiz bu kent suçunun hesabını torunlarımız ve onların torunları verecek, bedelini sağlıklarıyla onlar ödeyecek. “Kentsel dönüşümden önce ahlâkî dönüşümü tamamlamalıyız” Biz değerler eğitimine çok dikkat eden bir toplumuz. Su içerken veya elimize ekmek alırken sağ elle mi sol elle mi aldığımıza kadar önemser, bunu mesele haline getirirken öte yandan bir imar kararıyla milyarlarca dolar rantın nasıl alındığına dikkat edemedik. Başka konuları sorun olarak önümüze getirirken, rant konusunda herhangi bir şey yapamadık. “Kent kimliği giderek tanımsızlaşıyor”. 1950’lerden bu yana genişleyerek sürdürülen plansız sanayileşme ve kentleşmeyi kalkınma modeli olarak benimseyen, insanları ve kenti sermaye birikimi için ucuz işgücü ve ucuz altyapı aracı olarak ele alan, bu plansızlığın sosyal ve kültürel boyutunu, toplumsal maliyetini göz ardı ederek daha fazla para ve kazanç peşinde olan anlayışın kaçınılmaz sonuçlarından birisi de doğa olaylarının afete/felakete dönüşmesi olmuştur. Satın alacağımız evde musluğun rengini, markasını, kapısını, kolunu, dolabını merak ettiğimiz kadar temelini, zeminini, toprağını, dayanıklılığını merak etmedik biz! Aynaya bakıp kendimize soru sormanın zamanı gelmedi mi?

 

“Aldığımız konut muydu tabut muydu?” dedi.

 

Halil İbrahim Yılmaz: “Doğanın İmdat Çığlığı Depremdir! ”

 

Halil İbrahim Yılmaz yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Coğrafya kaderdir” sözü, İbni Haldun’a atfedilen ve günümüzde de kullandığımız en önemli yargılardan birisidir. Peki gerçekten öyle mi?

 

• Japonya’da 7 şiddetindeki depremde, bir tek bina yıkılmaz, tek bir insanın burnu kanamazken, aynı veya farklı deprem kuşağında bulunan bir başka ülkede binlerce insan ölüyor.

 

• Fay hatları üzerindeki ülkeler için depremler, en az yağmurlar kadar doğanın bir gerçeği. Deprem kuşağında yer alan diğer ülkeler gibi bizim de gerçeğimiz aynı.

 

• Türkiye’nin radikal bir “Deprem Politikası”na ihtiyacı var. Bu politika, Ortak akılla, siyasetin konusu olmaksızın bilimin ışığında, sürdürülebilir olması gerekiyor.

 

• Deprem hafızası oluşturmamız (Deprem Müzesi gibi) gerekiyor.

 

• Anaokulundan itibaren bu bilinci oluşturmalıyız.

 

• Resmi rakamlara göre 1939’daki Erzincan Depremi’nde 30 binden, 1999’daki Marmara Depremi’nde 17 binden fazla insanımızı kaybettik.

 

• 2020’de İzmir’deki 6.6’lık depremde 115 canımız gitti…

 

• Cumhuriyet tarihimizin en ağır felaketiyle karşı karşıya geldiğimiz 6 Şubat’ta gerçekleşen iki depremin büyüklükleri 7.7 ve 7.6 oldu ve maalesef toplam 36 bin 187 kişi hayatını kaybetti. 108 bin 68 kişi ise yaralandı. 216 bin 347 afetzede, bölgeden diğer illere tahliye edildi. Bu yüzden bizlere düşen sorumluluk da farkındalık oluşturmak için çok önemlidir.

 

Ankara’da afete duyarlı bir kamuoyu yaratılmasıyla ve afetlerin kent içerisinde yol açabileceği tehlikelerin en aza indirilmesi ile ilgili bilinçlendirme aktiviteleri gerçekleştirilecek, afet riski içeren bölgelerde kentsel dönüşüm planlarına öncelik verilmedir. Ankara, diğer tüm bölgelerde ki afetlerin de merkezi yeridir. İlk harekete geçen şehirdir. İlk kucaklayan, ev sahipliği yapan şehirdir.

 

Bilge lider ALİYA İZZETBEGOVİÇ diyor ki; “Ben olsam Müslüman doğudaki tüm mekteplere ‘Eleştirel Düşünme’ dersleri koyardım.” Evet, eleştiriyle başlıyor her şey; eleştiri olmadan düşünce de olmuyor. Doğaya karşı suç işleyen yöneticileri eleştirirken korkmayalım! Eleştiri, onların gelişmesine bir katkıdır! Bu konularla ilgili konuştuklarımızı durmadan savunmayacağız artık. Yüzlerce bilim adamı her gün bir şeyler söylüyor. Yan yana koyduğumuz 100 değer, üst üste koyduğumuz 2 değerden daha değersizdir. Artık bütün birikimimizi üst üste koyalım ve toplumsal farkındalığımızı arttıralım.”

 

“Tedbir, Bilinç, Eğitim Depremden Güçlüdür.”

 

Ankara Kent Konseyi’ndeki çalıştayın açılışında konuşan Kocaeli Kent Konseyi Genel Sekreteri Sedat Köse dirençli şehirlerin ülke gündeminin en önemli konularından biri olduğunu vurguladı. Depremi yaşayan Kocaeli’nin tekrar ayağa kalkmış bir şehir olduğunu belirten Köse “Etkilerini halen daha hissedebiliyoruz. Dolayısıyla yaşadığımız bu depremden çok dersler çıkartmamız gerekirken maalesef çıkaramadık. Yıllar sonra tekrar 6 Şubat’ta yeniden büyük bir deprem yaşadık. Bu çalışmaları çok dikkate almalı, akademik çalışmalarından ders çıkartmamız gerekiyor. Karar vericilerin bu dersleri dikkate alması açısından bu tür programlar düzenlemesi çok önemli” diye konuştu. Eskişehir Kent Konseyi Başkanı Nuray Akçasoy da Ankara Kent Konseyi’nin bütün birleşenleriyle beraber çalışmalarının Türkiye’nin her yerinde var olmaya çalışan Kent Konseylerine örnek olduğunu söyledi.

 

Öneri ve Çözümler Ele Alındı

 

Moderatörlüğünü Ankara Kent Konseyi Başkanvekili Prof. Dr. Savaş Zafer Şahin’in yaptığı ve Kentsel Dirençlilik ve Katılımın Geleceğinin tartışıldığı çalıştayda, Türkiye’nin kentlerinde yaşanan değişim süreçleri, kentsel planlama ve yönetimde etkili stratejiler geliştirmek isteyen paydaşlar arasında bilgi alışverişi ve iş birliğini teşvik etmek amacıyla çözüm yolları değerlendirildi.

 

“Dirençli olabilmek, Ankara Kent Konseyi’nde olduğu gibi ortak geleceğe inanmamızı sağlayan güven ilişkiler üzerinde inşa edilebilir”

 

Prof. Dr. Savaş Zafer Şahin Ankara Kent Konseyi Başkan Vekili

Bu içerik Seyir Defteri 2019-2024, 2. Cilt s. 142’den alınmıştır. İçindekilere dön →

Fotoğraflar

Bu içeriği paylaşın: