Ankara’da suya saygı buluşmalarıyla başlattığımız bir süreç vardı. Devamında COP26’da iklim değişikliğiyle ilgili Başkentte oluşan değerli düşünceleri arz etmeye çalışmıştık. Ardından iklim değişikliğinin ekonomi üzerindeki etkisini yüksek bir katılımda yine Başkentte tartışmıştık.
Suya Dayanıklılık ve Acil Durum Hazırlıkları Zirvesi, 26-29 Haziran 2023, Tel Aviv
“Su; din, dil, ırk farkı gözetmeksizin tüm insanlık için yaşam kaynağıdır.”
Dünyanın ilk iklim değişikliği fuarını yaptığımızı daha önce ifade etmiştik. Bu fuar çerçevesinde 137 oturumda 322 konuşmacı ile 101 sanat etkinliğinin iklim ve çevreyle ilgili duyarlılığı nasıl etki yaptığını anlatmıştık. 37.000 iklim elçisinden bahsetmiştik.
Bu çerçevede Ankara’da Ankara merkezli 20’ye yakın etkinliğe sürdürülebilirliklerine, çevreye, Dünya Çevre Günü etkinliklerine kadar sanat ve çevre, gazetecilik ve çevre, afet öncesi alınması gereken tedbirler, sonrasındaki dayanışma, yine en son 6 Şubat’taki ülkemizde meydana gelen büyük depremden sonra çevre ve deprem ilişkisine kadar onlarca etkinlikte birikmiş olan değerli içerikleri hem kamuoyla hem de tüm uluslarası mecralarda paylaşmaya çalıştık.
İsrail’in başkenti Tel Aviv’de 26-29 Haziran tarihleri içerisinde Suya Dayanıklılık ve Acil Önlemler Programı çerçevesinde Dünya Bankası oturumu olarak hazırlanan Kuraklığa Dayanıklılık, Değişen İklimde Riskler ve Fırsatlar oturumunda hem Ankara Ticaret Odası’nın 100 yıllık birikimi içerisinde oluşan değerli içeriği, hem kent konseyi ve bu kentteki ortak aklın oluşturduğu içeriği, bu kent adına belki ülkemiz adına paylaşma fırsatı buluyoruz.
20. yüzyıl insanlığın kaderini belirleyen çok büyük atılımlara sahne oldu. 1927’de 2 milyar olan dünya nüfusu, 2022’de 8 milyar sınırını aştı. Nüfusa paralel olarak üretim de arttı. Küresel gayrisafi yurt içi hasıla 1960’da 1.4, 2021’de ise 96 trilyon dolara ulaştı. Bu olağanüstü gelişmenin elbette bir bedeli vardı ve sonuç olarak dünyanın kendini yenileme kapasitesi aşıldı… Dünyanın limit aşım günü hesaplarına başladığı bu süreçte hava kirliliği, atık artışı, iklim değişikliği, açlık tehlikesi, çölleşme ve kuraklık gibi küresel sorunlar baş gösterdi. Yani insanın dünyadan bir yılda tükettiğini dünya bir yılda yerine koyamaz hale geldi. İnsanlık tabiatın sunduğu nimetleri hoyratça kullanıp gelecek kuşakları tabiata borçlandırdı. Covid-19 salgını nedeniyle 2020’de 24 gün ötelenen limit aşım günü dünyanın kendini tedavi etmesi için fırsat oluşturdu.
“Pandeminin verdiği mesaj açıktı.”
Pandeminin verdiği mesaj açıktı. Kalkınma için izlediğimiz yol ve yöntem doğru ve karlı değil. Üretim ve tüketim alışkanlıklarımızı hiç vakit kaybetmeden değiştirmeliyiz. İnsanlık buzulların erimesi, kuraklık, kasırga, hortum, sel, çığ, heyelan, yangın gibi doğal afetlerin yıkıcı etkileriyle karşı karşıya. Bunlar için kuraklık tahrip kapasitesi bakımından çok güçlü afet. Küresel kuraklık herhangi bir afette yaşanacak can kayıplarını binlerce katına çıkarabilecek güce sahip. Doğal olarak kuraklıktan etkilenen yerlerin en başında ise kentler geliyor.
Dünyadaki kentleşme oranı %56, Türkiye’deki kentleşme oranı kaç biliyor musunuz? %93… Kent Konseyi Başkanı ve Ticaret Odası Başkan Vekili olduğum 6 milyon insanın yaşadığı başkent Ankara’da ise kentleşme oranı %88….
Dört mevsimi bir arada yaşadığımız, üç tarafı denizlerle çevrili coğrafyamızda tanımlanmış her çeşit afet türünü aynı anda ve aynı sıklıkla büyük bedeller ödeyerek yaşadık. Afetlerin yıkıcı etkisinin ağır bedelini ödeyerek farkındalığı gelişen bir toplum olduk. Yani yıkıla yıkıla, selde, afette, yangında bu konudaki farkındalığını geliştirmek zorunda kalan bir toplum olduk. Bedel ödeyerek farkındalığımız gelişti… Akademik metinlerden, makalelerden, yayınlardan, görselden öğrenmedik biz, yaşadık…
Bir sabah kalktık yandık, bir sabah kalktık selin içerisinde kaldık. Bir sabah kalktık yıkıldık. Dolayısıyla üç tarafı denizlerle çevrili bu coğrafya ağır bedeller ödeyerek afet farkındalığını geliştirdi. Afetleri önlemeye yönelik teknolojileri ve bu teknolojilerin yeni inovasyonlarını kullanmaya mecbur ve mahkum olduğumuzu ağır bedeller ödeyerek öğrendik.
“Kuraklığa karşı alınacak en önemli tedbir suyun kullanımı ile ilgilidir.”
Kentlerin bilişim teknolojileriyle güçlendirilmiş su dostu akıllı kentlere vakit kaybetmeden dönüştürülmesi gerekmektedir. 2030 yılında 100 milyona çıkacağı tahmin edilen Türkiye nüfusunun temiz su ihtiyacının artacağı açıktır. Coğrafyasının %60’ı çölleşmeye yatkın olan Türkiye’nin 10 büyük kenti küresel ölçekte en yüksek su riski yaşayacak kentler arasında gösterilmektedir. 2021’de Marmara Denizi’ni kaplayarak dünya gündemine gelen müsilaj görüntüleri herkesin malumudur. Yüksek ısı ve kirlilikten kaynaklanan, ekonomiye 80 milyon euro maliyet yükleyen bu afet üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Araştırma Komisyonu kurularak çeşitli tedbirler alınmıştır.
İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisi kurulması, tüm evsel ve endüstriyel atık suların ileri biyolojik arıtmaya tabi tutulması amacıyla mevzuat değişikliğine gidilmiş, bu konuda çalışacak işletmelere teşvik verilme kararı alınmıştır. Marmara Havzası’nda yani Türkiye’nin sanayi havzasında kurulacak 60 tesis için milyonlarca euro yatırım gerekmektedir.
Kuraklığa karşı alınacak en önemli tedbir, suyun kullanımı ile ilgilidir. Son beş yıllık periyotta su potansiyelinin %71’ini tarıma, %18’ini sanayiye, %11’ini ise içme ve kullanma suyuna harcayan Türkiye, 112 milyar metreküplük su potansiyelinin tamamını kullanmayı hedeflediği 2030 yılında tarımda su kullanımını %64’e düşürmeyi, sanayinin payını %20’ye, hane halkının su kullanım payını ise %16’ya çıkarmayı planlamaktadır. Bu bağlamda kaçak yeraltı suları çok önem arz etmektedir. 2022’de kullanılan suyun %36’sı, bazı bölgelerimizde ise %65’i kaybolmaktadır. Fakat bu oran gelişmiş ülkelerde %10 ila 20 seviyesindedir. Türkiye bu olumsuz tabloyu bir an önce düzeltmek amacıyla her yıl milyarlarca liralık kaynak ayırıyor.
Atık sularının %75’ini geri kazanan, kayıp kaçak su oranını %3’lere çeken, dünyanın en büyük deniz suyu arıtma tesisine, en gelişmiş sulama ve ulusal su yönetimine sahip olan İsrail’deki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. 2030’da Türkiye’nin de su stresine gireceğini öngörüyoruz. Bu alanda geliştirilen teknolojileri yakından takip etmek zorundayız. 130 kentte kurulu, yereldeki katılımcı kültürün en büyük sivil yapılarından biri olan Türkiye Kent Konseyleri Birliği’nin de başkanı olarak şunu ifade edebilirim ki yerel yönetimlerde ve sivil toplum kuruluşlarında kuraklık ve su konusunda yüksek bir duyarlılık gelişmiş durumda.
“Dünyanın ilk iklim değişikliği fuarı EKOİklim”
İklim değişikliğinin ekonomiye etkisini de çok yakından hissediyor ve çok doğru adımlar atıyoruz. 10 devlet başkanı, bakanlar, üniversiteler, organize sanayi bölge temsilcileri, bankalar, ticaret ve sanayi odaları, onlarca farklı alanlardan katılımcının olduğu, dünyanın ilk iklim değişikliği fuarı kapsamında Ankara’da gerçekleştirdiğimiz ve dünyada çok ses getiren Eko İklim Zirvesi’nde sadece 37 bin genç gönüllü iklim elçisi olmuştu. 50 bine aşkın ulusal ve uluslararası ziyaretçi, bir buçuk günde rekor bir katılımla finansmandan sanayiye, spordan sanata, iklim değişikliğinin ekonomiye etkisini 137 oturumda 322 konuşmacının etkili sunumlarıyla tartışmıştı. 101 kültür ve sanat etkinliğiyle farkındalık oluşturuldu. 400 bin üniversite öğrencisinin eğitim gördüğü başkent Ankara’mız bir ilke imza atmıştı. Orta Asya’dan Akdeniz havzasına kültürel etkileşim içinde olduğumuz bir buçuk milyarlık nüfusun iklim değişikliği ve kuraklık üzerine yeni çözümlerin tartışılacağı, inovasyonların tanıtılacağı ve bu konudaki yeni teknolojilerin anlatılacağı, uluslararası zirvelere, toplantılara, etkinliklere ve fuarlara ev sahipliği yapmaya hazır bir kent olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
“Suyumuzu kaybettiğimiz zaman doğamızı da güzelliklerimizi de kaybedeceğiz.”
Su; din, dil, ırk farkı gözetmeksizin tüm insanlık için yaşam kaynağıdır. Su, tüm insanlık için bir haktır. Ve bu hak ne yazık ki bilinçsiz tüketim ve teknolojinin kullanılmayışı nedeniyle ya kuruyarak ya da küresel ısınmayla buharlaşarak elimizden kayıp gidiyor. İnsanlık olarak hemen harekete geçmezsek dönüşü olmayan bir yola girmiş olacağız. Fikri kuraklık ve duyarsızlık küresel kuraklıktan çok daha tehlikelidir. Kuraklık, tüm dünyayı sarınca bırakın kalkınmayı, büyümeyi, nefes alamayacağımızı, yaşayamayacağımızı anlamak ve anlatmak zorundayız. Suyun olmadığı yerde, hayattan ve hayatın getirdiği hiçbir yenilik ve gelişmeden bahsedemeyiz. Suyumuzu kaybettiğimiz zaman doğamızı da güzelliklerimizi de kaybedeceğiz.
Su, tüm dünya için ayrılıkların değil de birleşmenin, bütünleşmenin ve barışın sembolü olsun. Suyu öyle bir koruyalım ki, yokluğu savaşın değil, varlığı barışın adı olsun. İnsanlık olarak, dünya barışını su üzerinden sağlamamız gerekiyor. Bu konuyu dilimize yerleşmiş bir iyi niyet temennisiyle sonlandırmak isterim.
Halil İbrahim Yılmaz Türkiye Kent Konseyleri Birliği Başkanı Ankara Kent Konseyi Başkanı Tel Aviv Suya Dayanıklılık ve Acil Durum Hazırlıkları Zirvesi, 2023
Bu içerik Seyir Defteri 2019-2024, 1. Cilt s. 186’den alınmıştır. İçindekilere dön →
