Halil İbrahim Yılmaz: "Küresel kuraklıktan önce, fikri kuraklığı çözelim."

Halil İbrahim Yılmaz: “Küresel kuraklıktan önce, fikri kuraklığı çözelim.”

Bu derece büyük katılımlı bir etkinlikte beraber olmamızın belki de henüz göremediğimiz kadar değerli anlamları var. Türkiye Kent Konseyleri Birliği ve Ankara Kent Konseyi Başkanı olarak “Suya Saygı Buluşmaları”ndan sürdürülebilirliğe, iklim krizinden üretici güçlendirme projelerine, turizmin geleceğinden ekolojik çözümlere kadar onlarca etkinliğe ev sahipliği yaptığımızı ve yapmaya devam edeceğimizi belirtmek istiyorum.

 

1. Nijer Yeşil Ekonomi Zirvesi, 24-25 Ekim 2023, Nijer

 

“Ya birlikte yeşili göreceğiz ya birlikte yok oluşu izleyeceğiz”

 

Öyle bir noktadayız ki, krizi bilmek yetmiyor, krizi görmek işe yaramıyor, kriz için çalışmak tek başına anlam ifade etmiyor… İklime karşı sorumluluklarımızı tekil olarak sonuna kadar yerine getirsek bile, dünyanın başka bir yerindeki sorumsuzluğun bedeli yine hepimize yansıyor. Gelecek için çalışmaya evet ama tek başımıza değil. Tıpkı bu dünyada yalnız başımıza olmadığımız gibi gelecekte de yalnız olmayacağız.

 

İklim krizi ve sürdürülebilirliğin, yaşadığımız dünyanın ve insanlığın geleceği açısından en kritik konu olduğunu söylemek artık daha kolay hale geldi. Çünkü dünyanın dört bir yanında bu nedenlerle yaşanan sorunlar sıklaştı ve artık hepimizi etkiliyor.

 

Eskiden yarına yaşanabilir bir dünya bırakmaktan bahsediyorduk, geldiğimiz noktada bugünümüz de risk altında. Güç ve başarı ölçütü olarak daha çok kazanmayı, daha çok kazanmak için ne pahasına olursa olsun daha çok üretmeyi, daha çok üretmek için daha çok kaynak tüketmeyi tercih ettiğimiz 20. yüzyıl boyunca inanılmaz derecede üretkendik.

 

Bu üretim ve tüketim davranışımız sayesinde 1960’ta 1,4 trilyon dolar olan küresel gayrisafi hasıla, bu yıl 100 trilyon dolar seviyesine gelmek üzere. Ancak her arz kendi talebini doğurdu, besledi ve sonunda büyük bir tüketim canavarı yarattı ve iklim krizi ile tanıştık.

 

Ten renklerimiz, coğrafyalarımız ve düşüncelerimiz farklı olsa da dünya için kalplerimiz de endişelerimiz de bir olmalı. İnsanlığın topyekün kaybedeceği dünya yerine insanlık adına ortak dertlerin ve hedeflerin birleştirdiği bir dünya sağlamak zorundayız. Dünya zengin bir gezegenken, krizlerin hakim olduğu küçük bir kasabaya dönüşmesine sessiz kalamayız.

 

“Dünya zengin bir gezegenken, krizlerin hakim olduğu küçük bir kasabaya dönüşmesine sessiz kalamayız.“

 

Dünyada tarım arazileri giderek azalıyor, kalan araziler ise iklim krizi ve kirlilik sebebiyle kullanılamaz hale geliyor. Dünya genelinde hem su hem de gıda stresi artıyor. Oysa 2050 yılında dünya nüfusunun 10 milyar olması bekleniyor, dolayısıyla verim kaybına değil, bilakis verimin katlanarak artmasına ihtiyaç var. 2050 yılına kadar tahmin edilen nüfus artışını karşılayabilmek için gıda üretiminin en az %60 artması gerekli.

 

Alman filozof Arthur Schopenhauer, “Her çocuk bir böceğe vurabilir, ancak dünyadaki tüm profesörler bir böcek yapamaz.” sözleriyle geldiğimiz durumu özetliyor. Çocuk bilinciyle çevreyi zarara uğratabilirsiniz ama konunun en uzmanı olsanız da bazı şeyleri geri döndürmek kolay olmayabilir.

 

Bu karamsar tabloya bakıp umutsuzluğa kapılacak değiliz. Bizler, ekosistemin akılla donatılmış canlılarıyız. Sorunlarımıza çözüm bulabilecek beceri ve tecrübelere fazlasıyla sahibiz. O yüzden gelin, tecrübelerden yola çıkarak sürdürülebilir tarımda neler yapabileceğimize birlikte bakalım. Sürdürülebilir tarım konusunda en işe yarar projelerden biri, dikey tarım uygulamaları. 1999 yılında icat edilen dikey tarım yönteminde, raf sistemleri üzerinde bitkiler yetiştirilebiliyor ve böylece konteynırlardan çatılara, tünellerden kent alanlarına kadar pek çok alanda tarımsal üretim yapılabiliyor. Dünyanın neredeyse her bölgesinde uygulanabilen topraksız ve dikey tarım yöntemi sayesinde maksimum verim sağlanırken, sene boyu ürün almak ve bu sırada toprağa zarar vermemek mümkün kılınıyor.

 

Ülkelerin coğrafi konumları ve iklim koşulları kadar, politik ve ekonomik konjonktürleri de belirleyici oluyor… Bazı ülkelerde iklim krizinin etkileri daha yıkıcı olabilirken, bazı yerlerde de çiftçiler çağdaş teknolojik altyapıya erişim konusunda gerekli maddi destekleri alamayabiliyor. Ortak yaşam alanı olan dünyamızın kaderiyle yakından ilgili olan bu tür teknolojik altyapıların dünyanın dört bir yanında kurulabilmesi için; gerekli fonları dünyanın her bir köşesindeki çiftçiye ulaştıracak uluslar üstü anlaşma ve girişimlere ihtiyaç duyuluyor. Yine bu bağlamda küresel bir tarım eylem planı, buna uygun mevzuat ve ortak bir fon oluşturulması akla gelen ilk tedbir olarak görünüyor. Tabi iş bununla da bitmiyor. Tarımla uğraşan kesimlerin yeni teknolojileri benimseyip kullanabilecek bilinç ve donanıma sahip olmaları da gerekiyor. Geleneksel tarım yöntemlerine alışkın olan çiftçilerin, yeni yöntemler konusunda da eğitimlere kolayca erişebilmeleri gerekiyor. Günlük hayatımızın doğal bir parçası haline gelmeyen hiçbir yeni fikrin uygulanma şansı yoktur. Sürdürülebilir tarım mirasının kökleri Anadolu’da gelişen Frig uygarlığına dayanmaktadır. Toprağı özenle ve ustalıkla işlemeye olan bağlılıkları hepimiz için ilham kaynağıdır. Ancak yolculuğumuzun dokusu antik tarihle sınırlı değil; Mevlana Rumi ve Yunus Emre’nin derin bilgeliğiyle iç içedir.

 

Sekiz asır önceden bugünlere şöyle sesleniyor büyük halk şairi Yunus Emre: “Her dem yeni dirlikte, bizden kim usanası…”

 

Yani diyor ki Yunus Emre, biz her an yeniden doğar, sürekli yenileniriz; bu yüzden bizden hiç kimse bıkmaz, usanmaz. Geçmiş, geçmişte kalmıştır, her an diri olmak lazımdır.

 

Tıpkı bir diğer büyük düşünürümüz Mevlâna Celaleddin Rumi’nin dediği gibi: “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım.”

 

“Nijer Eyaleti için Yeşil Gelecek ve Yeşil Üretim”

 

Bu fikirlerden de hareketle, iklim krizine karşı tarımın adaptasyonunu öngören “Nijer Eyaleti için Yeşil Gelecek ve Yeşil Üretim” programını oldukça yerinde bir girişim olarak görüyor ve destekliyoruz.

 

BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından 2’nin 4. Alt hedefi; 2030’a kadar sürdürülebilir gıda üretimi sistemlerinin güvence altına alınması ve üretimi ve üretkenliği artıran, ekosistemlerin sürdürülmesine yardımcı olan, iklim değişikliğine, aşırı hava koşullarına, kuraklığa, sellere ve diğer felaketlere uyum sağlama kapasitesini güçlendiren ve toprak kalitesini devamlı olarak artıran dayanıklı tarım uygulamalarının hayata geçirilmesi yolunda eş zamanlı olarak yürütülmek üzere tasarlanan, üretim ve istihdamı teşvik ederken belli sektörlerde dönüşümü sağlayacak olan bu program, Nijer için diğer ülkelerle işbirliği ve kalkınma fırsatlarını da beraberinde getirmektedir. Bu programı Nijer Eyaleti ile birlikte uygulamak için sabırsızlanıyoruz Başkan Yardımcısı olduğum Ankara Ticaret Odası ve Başkanı olduğum Türkiye Kent Konseyleri Birliği olarak, bu işbirliğini önerirken iki faktörü göz önünde bulunduruyoruz. Birinci ve en önemli faktör, Nijer eyaletinin bu alanda gösterdiği takdire şayan çabalar, diğeri de Türkiye Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından uygulanan bir Dünya Bankası projesidir. Türkiye İklim Dostu ve Rekabetçi Tarımsal Büyüme Projesi (TUCSAP), sürdürülebilir ve rekabetçi tarımsal büyüme için kapasiteyi güçlendirmeyi ve Türkiye’nin hedeflenen bölgelerinde iklim dostu tarımın kullanımını teşvik etmeyi amaçlamaktadır.

 

Dünyada ilk kez iklim değişikliği ile ilgili aynı anda konferans, fuar, sertifikalı eğitim programları, etkinlikler ve ikili iş görüşmelerinin gerçekleştiği Uluslararası Eko İklim Zirvesine uluslararası 300’ün üzerinde konuşmacı, devlet başkanı, bakan ve bürokratlar, uluslararası örgüt başkanları katıldı. Bu deneyimi, sürdürülebilir ve dirençli bir gelecek ortak hedefini paylaştığımız Nijerya’ya yaymaktan onur duyuyoruz.

 

“Dünyayı mahvedersek gidecek başka yer kalmaz”

 

Ülkeler farklı olabilir, ancak dünya bir tane ve iklim bir bütün. Dolayısıyla dünyamızın ve üzerinde yaşayan tüm canlıların karşısında büyüyen iklim krizi tehlikesi ile mücadele için bir dakika bile kaybetmeden güçlerimizi birleştirmemiz gerekiyor. Koruduğunuz, özen gösterdiğiniz, zamana direnerek gelecek nesillere katkı sağlıyor. Bunun en iyi örneği geçen ay UNESCO Dünya Mirası Listesine giren, Ankara’mızın iki kıymetli eseri Gordion Antik Kenti ve Ahi Şerefeddin Camii’dir. Binlerce yıl önce iktidarda olan Frig krallığından kalan antik kent ile şehrimizde yine yüzlerce yıl öncesinden kalan dayanışmanın sembolü ahşap sütunlu camilerimiz, bu korunma sayesinde ya da başka bir değişle sürdürülebilirlik sayesinde, tarih sahnesinden günümüze gelerek, bugünün insanına ışık oluyor.

 

Aynı şekilde bugün koruyabildiğimiz; çevremiz, tarım alanlarımız, suyumuz, havamız gelecek kuşakların yaşamının devam edebilmesine imkân sağlayacak, nefes alacak. Gelecek kuşaklarımızın nefes alma özgürlüklerini muhafaza etmek zorunda olduğumuzun farkındayız.

 

Bu konuda bizleri ikaz eden bu değerli organizasyonun başta Nijerya halkı olmak üzere tüm insanlık için güzellikler getirmesini temenni ediyorum.

 

Konuşmamı tamamlarken Amerikalı gökbilimci Karl Sagan’ın bir sözünü hatırlatmak istiyorum: “Dünyayı mahvedersek gidecek başka yer kalmaz.”

 

Halil İbrahim Yılmaz Türkiye Kent Konseyleri Birliği Başkanı Ankara Kent Konseyi Başkanı 1. Nijer Yeşil Ekonomi Zirvesi, 2023

Bu içerik Seyir Defteri 2019-2024, 1. Cilt s. 174’den alınmıştır. İçindekilere dön →

Fotoğraflar

Bu içeriği paylaşın: