Her ciddi iş derin duygularla anlam kazanır… Cengiz Aytmatov’un eserinden uyarlanan “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminin sonunda Türkan Şoray’ın canlandırdığı Asya karakteri bir soru sorar cevabını kendisi verir:
-Sevgi Neydi, sevgi emekti…
Biz de aynı soruyu kendimize şöyle soralım:
-Katılım neydi, ortak akıl neydi?
Cevap muhtemelen bu salondakiler için şunlar olacaktır:
-Emekti, başkasının gözünden görmeyi öğrenmekti, dayanışmaydı, öğrenmekti, dostluktu, güzel insanlardı…
2019 yılının haziran ayından beri bu cevapları inşa eden bir süreç yaşadık. Sonuç öyle etkileyici, öyle beklenmedikti ki, “eğer bu kent konseyiyse daha önce böylesini neden görmedik” sorusu dahi soruldu.
Yaşanan bu deneyimi en yakından takip eden bizler dahi tam olarak ne olduğunu anlatmakta güçlük çekebiliyoruz. Onun için gelin öncelikle yaşananlara dair en kritik bazı unsurları ve dönemeç noktalarını hatırlayalım. Daha sonra divan kurulumuz adında gündemimizi sizlere aktaracağım.
1990’lı yıllarda Yerel Gündem 21’in bir uzantısı olarak ortaya çıkan kent konseyleri 2004 yılında Belediye Kanunu’nun bir unsuru olarak yasallık kazandı. Aradan geçen yirmi yılda, Türkiye’nin dört bir yanında zaman zaman güçlenen, zaman zaman sönümlenen farklı deneyimlere ev sahipliği yaptı. Siyasi partiden bağımsız olarak, sivil toplumun nezaketini, zarafetini ve ortak akla inanan insanların paylaştıklarını sergiledikleri bir zemin sundu.
Ben bir şehir plancısı, yerel yönetimler ve kamu politikaları çalışan bir siyaset bilimi ve kamu yönetimi hocası olarak bu yirmi yılın her anına tanıklık ettim, gözlemledim, kayda geçirdim ve hep şunu gördüm.
Bir zamanlar “kent konseyleri başarılı olamadı, bekleneni veremedi” diyenlerin aksine Kent konseyleri, Türkiye’de 21. Yüzyılın organizasyonları olarak kabul edilmeyi hak eden yapılardır. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca, bütçesi, tüzel kişiliği, makamı mevkisi, hiyerarşisi hatta siyasi yapısı olmaksızın bu kadar uzun süre varlığını sürdürme başarısını göstermiş bir başka kentsel sivil platform bulunmamaktadır!
Bunu mümkün kılan Edirne’den İstanbul’a, İzmir’den Bursa’ya, Çanakkale’den Adana’ya, Samsun’dan Gaziantep’e, Antalya’dan Tabzon’a, Hatay’dan Van’a, Ardahan’dan Rize’ye ve tamamına yakını yaklaşık 500 kent konseyinde, Türkiye Kent Konseyleri Birliği ve Türkiye Kent Konseyleri Platformunda görev yapan binlerce dost, yüzbinlerce gönüllü vatandaşımızdır. Hepsine selam olsun!
Ankara Kent Konseyi işte bu değerli birikimin üzerinde yükselirken daha iyi ve anlamlı bir gelecek inşa etmesi gerektiğinin farkında olan insanların iradesiyle bu beş yılı yürüdü. Başta Sayın Mansur Yavaş’ın katılıma olan sınırsız desteği olmak üzere, yürütme, onur ve dayanışma kurullarında, çalışma grupları ve meclislerde, etkinliklerde, zor zamanlarda ve içerik üretiminde bir araya gelen Ankara’lılar Türkiye’nin bugüne kadar görmediği bir ağ yapısını, yeni dünyanın lisanıyla bir network’ü inşa etmeye koyuldular. Bu süreçte görev alan başta Halil İbrahim Yılmaz olmak üzere kolaylaştırıcılık görevini üstlenmiş dostlarımız benim ömrümün sonuna kadar unutamayacağım bir katılım öyküsü yazdılar, yazmaya devam ediyorlar. Onların burada isimlerini saymamı değil, gözlerinin içine sevgiyle bakmamı yeğleyeceklerini bildiğim bu insanlarla ilgili sadece şu önemli konuları ifade etmezsem bu gece rahat uyuyamam.
Birbirinden bu kadar farklı, bu kadar geniş bir kurumsal ağı bir arada tutabilmek için nerede duruyorsak onun sürekli sorgulayarak, bulunduğumuz yerden alarak değil, bulunduğumuz yere bir şeyler katarak ve vererek, ilerlediğimizi düşünüyorum. Başkent Ankara için, güzel şeyler olsun için, hayal kırıklıklarına ve büyük sorunlara takılmadan kişisel beklentiler olmaksızın, gücü olanın yapabilenin, samimi ve iyi niyetli olanın, kavram- kuram-uygulama-yaşam arasındaki tüm uçurumları aşma yeteneği ve azmi olanın öne çıktığı bir süreç inşa edildi.
Denedik, yaptık, öğrendik, başardık, yenildik, kayda geçirdik, inandık, inandırdık, yine yeniden denedik, yeniden yaptık. Yapmaya devam edeceğiz…Arka planda kısıtlı olanaklarla ve çok zor zamanlarda yerel yönetimler ve kent konseylerinin mevzuatındaki tüm olanakları, eksiklikleri, açmazları, siyasi belirsizlikleri, kültürel ve toplumsal engelleri hepsinin ötesinde zor zamanları belli bir denge içinde tutmaya çalıştık.
Bu beş yıl içinde Ankara Kent Konseyini “görmezden gelmediği ve müdahil olduğu için” büyüten ama keşke hiç olmasaydı” dediğimiz 3 yıkıcı büyük deprem felaketi, orman yangınları, seller, COVİD-19 pandemisi gibi 3 yıla yayılan zorlu bir süreç yaşadık. Dünyayı ve Türkiye’yi derinden etkileyen bu felaketlerin yaralarını sarmak için zihnimizin, kalemimizin, dilimizin ve elimizin tüm enerjisini seferber ettik.
İki seçim süreci, toplumsal çalkantılar, ekonomik dar boğaz içinde insanları aynı masada oturup birbirini tanımaya ikna etmeye çabaladık. “O varsa ben yokum, onun burada ne işi var” cümlelerini “sen yoksan bir eksiğiz”, “konuşamıyorsak zaten yokuz” cümlelerine çevirmeye çalıştık. Tüm ayrılıkların ötesinde siyasi görüşlerde ayrılsak da dünya görüşlerimizin katılım ve ortak akılda buluşması gerektiğini hatırlatmaya gayret ettik.
“Bunu neden yapmıyorsunuz” diyenlere, “ancak seninle birlikte yapabiliriz ama önce önyargılarını kapıda bırakarak içeri girmen gerekli” diyen bir yeni kültürü üretmeye çalıştık. Seçilmişlerin hesap verme ve irade koyma sorumluluklarını unutmamaları gerektiğini hatırlatarak kente dokunan konulara gücümüz el verdiğince dahil olmaya çalıştık.
Bunun sonucunda hazırlanan tüm görsellerde ifadesini bulan sayılar ortaya çıkmıştır. 3000’e yakın üyesi, 10 bine yakın gönüllüsü, onlarca çalışma grubu, meclisleri, çoğu ilk defa yapılan yüzlerce etkinliği, sergileri, yayınları, kültür ve sanat etkinlikleri ve bilimsel çalışmalarıyla Ankara Kent Konseyi, söylemekten gurur duyuyorum ki “Türkiye’nin en büyük kent konseyi”dir! Bunun sorumluluğu hepimizin üzerindedir. Ankara Kent Konseyinin ürettiği Cumhuriyetin 100. Yıllarından kent planlamasına, bisiklet ve iklim eylem planlarından kültür ve sanat etkinliklerine, mimarlık yarışmalarından hayvan haklarına kadar çeşitli konulardaki 120’nin üzerindeki tavsiye kararı geçtiğimiz dönemde Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi gündemine alınmış oy birliği ile onaylanmıştır. Bu tavsiye kararlarının akıbetini takip etmek hepimizin vazifesidir.
Ankara Kent Konseyi bir araya gelmenin sadece konuşmak olmadığı, göstermek, bir aradalığın farklı şekillerini deneyimlemek için kentte etkinliklerle var olmak demek olduğunu da açık bir şekilde ortaya koymuştur.
Katılımcı tasarımla yeniden inşa edilen kent konseyi binası ve etkinlik alanında gerçekleştirilen etkinliklerde kent konseyi deneyimi Ankaralılarla buluşmuş ve Başkent Ankara’lı olmak kimliği demokratik katılımla pekişmiştir.
Spor zirvesi ve sanat sezonu açılışından eko iklime, turizm zirvesinden şehircilik bienaline ve tasarım sergilerine kadar Ankara Kent Konseyi bileşenleri doğrudan ya da dolaylı olarak kentsel mekanın yeni belirleyici gücü haline gelmiştir.
Ankara Kent Konseyi yaptıklarını Başkent Ankara’nın tarihsel misyonunun farkında olarak yürütmüş, uluslararası camianın haysiyetli bir üyesi olarak, Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yolda küresel ölçeğe taşımıştır.
Türkiye’nin demokratik katılım konusunda dünyanın her ülkesinde olduğu gibi samimi ve ciddi bir çaba içerisinde olduğunu göstermiştir.
Nacizane benim sekreteryasını yürüttüğüm bu çalışmalar sonucunda Ankara Kent Konseyi 3 önemli alanda 3 önemli ödülle tanınmış ve uluslararası camianın ilgisini çekmiştir. Bu 3 alan, kolaylaştırıcılık, yurttaş katılımı ve siyasette yeniliktir. Uluslararası Kolaylaştırıcılar Birliği, Birleşmiş Şehirler ve Yerel Yönetimler ve Siyasette Yenilik Enstitüsünün verdiği bu ödülleri Başkent Ankara ve Ankaralılar adına alıp kabul ettikten sonra, Türkiye’nin demokrasi kültürüne armağan ettik.
Ankara Kent Konseyi ilk kurulduğu günden bu yana yenilikçi kolaylaştırıcılık yöntemlerini kullanmıştır bu Türkiye’deki kent konseyleri için bir ilktir. Üye kurumların dışında çalışma grupları ve meclislerle yurttaş katılımını yaygınlaştırmıştır. Son olarak katılımı bir siyasal yenilik olarak Türk kent konseyleri deneyimine katmıştır. Bu ödülleri anlamak istemeyen, hafife alan, görmezden gelenler olabilir. Saygı duyuyoruz. Sadece bunu yapan dostlarımızı her biri Türkiye’de bir ilk olan bu ödüllerden sadece birisini almaya davet ediyoruz. İsterlerse bu konuda teknik destek verebiliriz.
Dünya ve Türk akademik camiaları Ankara Kent Konseyini kayda geçiriyor. 30’a yakın yabancı ve yerli akademik yayın bu deneyimi kayda geçirmiştir. Bizzat bu deneyimin kayda geçirilmesi için yazdığım İngilizce bir kitap bu yaz Amerika Birleşik Devletleri’nde İngilizce olarak basılmıştır. Bunları ifade ettikten sonra bugün bir arada olma sebebimize gelmek isterim.
Türkiye’de kent konseylerinin mevzuatı, genel kurulları yerel seçimlerden sonra Belediye Başkanının çağrısı ile toplanan en geniş organ olarak tanımlamaktadır. Sayın Mansur Yavaş, 2019’da da 2024te de bu çağrıyı zarif bir tavırla ve ciddi bir yaklaşımla gerçekleştirmiştir. Davetine fidanlar da eşlik ediyor. Temmuz ayında programına göre Belediyemizin dikeceği fidanların 3000’i genel kurul üyelerimize ithaf edilmiştir.
Seçimler sonrası gerçekleştirilen genel kurulların tek gündemi, yeni dönemde kent konseyinin kolaylaştırıcılığını sürdürecek olan başkan ve yürütme kurulunun seçimidir. Geçtiğimiz 5 yıl boyunca Ankara Kent Konseyi genel kurulların sınırlı zamanına sıkışmayan, yılın 365 gününe, tüm çalışma gruplarına ve meclislere yayılan yatay bir örgütlenmeyi esas aldı. Bu anlamda da genel kurulları kendisine iktidar alanı açmak isteyenlerin oyun alanı olmaktan çıkardı.
Kuşkusuz bu kadar zorluk içinde, açılmış davaların ve sürekli artan üye sayısının etkisinde arzu edildiği kadar genel kurul yapılamamış olabilir. Ama zaten katılım genel kurullara sıkıştırılmaması gereken bir süreçtir. Ancak maalesef; kent konseylerinin bilinen deneyimi içinde yönerge ve isim oyunlarıyla yer tutmak, genel kuruldan genel kurula sahnelenen bir oyunda en iyi rolü kesmek, sadece bilenlerin kullandığı bir dili konuştuğu için kendisini konunun şampiyonu ilan etmek, mücadeleyi ve sorunlarla uğraşmayı hep birilerine havale etmek anlamına geliyordu.
Bizim deneyimimiz bunları yıkmak üzerine gelişti. Öyle olmasaydı Türkiye’nin çok az yerinde siyaset dışı bir alanda bu kadar insan bir araya gelmezdi. Para, pul, yetki, makam, mevki olmaksızın bu kadar insanın buraya neden geldiğini anlayamayacak, ya da hayatı boyunca bu insanları bir araya hiç getirmemiş insanların bunun üzerinde bir durup düşünmesi gerekir.
Bundan beş yıl önce bizler kent konseylerini Başkent Ankara’da yeşertmek için, muhtarıyla, sanatçısıyla, kuaförüyle, iş insanıyla, mühendisiyle, işçisiyle ve daha pek çok değeriyle bir araya geldiğimizde yaşayacağımız bu deneyimin güzelliğini bizler de hayal edemiyorduk. Ama; selinde, depreminde, pandemisinde ihtiyaç sahiplerine derman, kültürden sanata, spordan bilime, mimarlıktan ulaşıma her alanda kentin politikalarının yeniden şekillenmesi için çaba olduk, her şeyden önce hiçbir zaman “birileri” olmadık, hep birlikte olduk.
Bu sürece başladığımızda bizi aslında siyasete girecek olmak ya da belediyede görev almak için bu yola çıkmakla suçlayanlar vardı. Biz hala burada kent konseyindeyiz, bizi suçlayanlarsa siyasete girdiler. Siyasete girmek de haysiyetli bir iştir. En az kent konseyinde çaba harcamak kadar.
Bu salonda bulunanların ve bu salondan haberdar olanların her zaman kendilerine sorması gereken iki soru var:
Birincisi; Kimsenin üzerinde yetki ve hiyerarşisi olmadığı halde bu insanları bir araya getiren ve bir arada tutan şey nedir?
İkincisi; Bir kuruş para almadan, hatta kendinden vererek bir araya gelen bu insanların ürettiklerindeki kalite, vasatın üzerine çıkma azmi nereden geliyor?
Benim, bu ülkenin namuslu bir akademisyeni olarak bu iki soruya da yanıtlarım var. Ama bu yanıtları size burada vermem değil, bu salondaki herkesin bu sorulara kendi yanıtlarını bulması kıymetlidir. Bu yanıtları bulmanın yeri de bu salonlar değil, yılın 365 günü, 52 haftası emek harcanan çalışma gruplarıdır, meclislerdir, kent konseyinin fikir ve içerik üretilen yerleridir.
“Kent konseyi bu konuda ne yapıyor” sıklıkla muhatap olduğumuz bir sorudur. Buna yanıtımız açık ve netti. Birlikte ne yapabiliyorsak onu yapıyor. Birlikte yaptıklarımıza ısrarla katılmayan, katıldığı her yerde içerik ve üretimi baltalayan, alıştığı yönerge, kelime, tanım ve isim oyunlarıyla nefsinin iştahını kabartan dostlarımıza da önerebileceğimiz tek tedavi, kendimiz tedavi ettiğimiz bu birlikte üretim sürecidir.
Ama birlikte üretmek kolay iş değildir, zorludur. Nefsine hakim olmayı geride durabilmeyi gerektirir. “Ben Başkent Ankara” için buradayım diyebilmeyi ve bunun sorumluluğuyla hareket edebilmeyi gerektirir. Her yaptığını göze sokmadan, belki çabalarının çoğunluğunun kaybolacağını bilerek emek harcamayı gerektirir. Fotoğrafın en iyi, başkana en yakın yerini, toplantının en görünen, bilinen kısmını, protokoldeki en esaslı yeri değil, en zahmetli çabayı hedef almayı gerektirir.
Genel Kurulda bu felsefeyi anlayan, ya da anlama azmi olan insanların çoğunlukta olduğu bir toplulukla birlikteyiz. Kent konseyinin çalışmalarına bu anlayışla ve bu toplulukla devam edeceğiz. Samimiyetle katkıda bulunacak herkesle birlikte…
Prof. Dr. Savaş Zafer ŞAHİN Ankara Kent Konseyi Başkan Vekili Ankara Kent Konseyi 6. Olağan Genel Kurulu Konuşması 7 Temmuz 2024
Bu içerik Seyir Defteri 2019-2024, 1. Cilt s. 98’den alınmıştır. İçindekilere dön →
